1251. Seninle buluştuğum zaman, ayrılık ateşine yanarım. Senden ayrı düşünce de vefalı imişsin derim.

Fe'ilatü, Fa'ilatün, Fe'ilatü, Fa'ilatün

 (c. VI,2856)

• Ey güzel varlık! Bilmem ki nasıl söyleyeyim? Sen bizim canımızın nurusun. Sen kendi nurunu gösterince canın gücü kuvveti kalır mı?

• Ey benim canım sen öyle bir devlet kuşusun ki, senin gölgenin altında bütün kargalar devlet kuşu olurlar.

• Senin keremin dünyadaki bütün suçluların özürlerini diler. Her belaya emansın, her düğümü çözersin, her zor şeyin altından kalkarsın.

• Sen öyle değerli bir incisin ki, binlerce deniz sende yok olur. îlahî sıfatlarınla, üstün vasıflarınla sen pek büyük, uçsuz bucaksız, kıyısı olmayan bir denizsin.

• Seninle buluştuğum zaman sanki ayrılık ateşine düşmüşüm gibi yanarım da; "Sen ne vefasız dostsun!" diye inlerim, ağlarım. Senden ayrı düşünce de "Sen ne kadar vefalı sevgili imişsin!" diye feryad ederim .97

 97 Bu beyit Nesîmî merhumun;

"Hicr erişince canıma aynı visal içindeyim 

Senden ayrı düşünce, seninle buluşmuş gibi olurum." 
görüşünü hatırlatmaktadır.

• 0 ay yüzlü sevgili ile buluşunca neler olur? Orasını Allah bilir! Çünkü sen ayrılık zamanında bana buluşma zevki vermedesin, cana canlar katmadasın.

• Gönül deli olmuşsa haklıdır. Çünkü onun aklını, sen aldın götürdün, yüzünü açıp gösterdiğin zaman da, yüzün ondan özür diler.

 

1252. Hak yolunun ihtiyarları elbette gençleşir.

Mef'ulü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ülün 

(c. VI,2633)

• Evimde beni ziyarete gelen padişahtan kalmış bir iki şey, bir la'l yüzük, bir de hazine malı bir kemer buldum.

• Meğer dün gece ben uykuya daldığım sırada o gönül nurum, o can mahremim gelmiş.

• Padişahım dün gece evime gelince, o bildiğin mestane cilveleri ile evde bulunan yüzlerce kaseyi, yüzlerce testiyi kırmış, dökmüş.

• Bugün şu evin içini, bütün sevgilimin kokusu doldurmuş. 0 yüzden evin her köşesinde gizli bir güzellik var.

• Onun evde bıraktığı güzel kokunun tesiri ile bedenimdeki bütün kan hep şarap kesildi. Sanki tenimde bulunan her tüy geceleyin sevgilimin güzellik şarabını içmiş, sarhoş olmuş birer Hintlidir.

• Kulak ver de o sarhoş Hintlinin çeng gibi bükülmüş olan bedeninden gelen güzel sesli şarkıcıların seslerini duy, mestane naralarını işit!

• Şimdi mademki şarap da, ateş de, çadır da hazırdır; hak yolunun ihtiyarları elbette gençleşir.

 

1253. Bugün sen başka bir cansın.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 

(c. VI, 2800)

• Gel canımın içine gir de, otur! Bugün sen bir başka cansın. Senin güzelliğine bu dünya bile şaşırmış kalmış da şaşkınlıktan ötürü dönüp duruyor. Kararsız olmuş. Çünkü sen bir başka cihansın.

• Ey can selvisi, hoşça salın! Çünkü sen bugün bir başka cansın. Ey gül bahçesi! Neşeli neşeli bir hoşça gül! Çünkü sen bir başka gül bahçesisin. Bütün dünya bahçelerindeki güllerin ömürleri kısadır. Çabucak solar giderler. Halbuki senin bahçendeki güller solmak bilmezler, sonsuza kadar ter ü taze kalırlar.

• Bütün insanlar bu dünyada ekmek ve su derdi ile didinip durdular, kendilerini harcadılar. Ey zamanın Yusufu, sen ise şu dünya kıtlığında bir başka ekmeksin, bir başka susun.

• Sen hayatsın, yaşayış alemisin. Halbuki bu dünya kulluk, kölelik dünyası. Allah'a yemin ederim ki, sen o eşi benzeri olmayan padişahlar padişahının bir başka eserisin. Senin benzerin olamaz. Sen bir harikasın.

 

1254. Aşıklar ızdırap potasında eriyerek, halis olanları meydana çıkar.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 

(c. VI, 2801)

• Aşıkları yakıp yandıracak gizli bir ateş gerek. Yalnız aşıklara mahsus olan bu ateş onları kederlerle, belalarla imtihan eder. Onları ızdırap potasında eritir, Hangilerinin halis, hangilerinin kalp olduklarını meydana çıkarır.

• Aslında aşıkların gönüllerini ezelde padişah dağlamıştır. Padişahın tahtı ortadadır. Fakat herkes oraya yaklaşamasın diye padişahın dört yanı ateşle çevrilmiştir.98

 98 Büyük Hakk aşığı Galib Dede hazretleri bir beyitlerinde şöyle buyurmuştur:

    "Ne zaman ki bezm-i canda buluşuldu kale-i kam 

Bize hisse-i muhabbet dil-i pare pare düştü."

(Ezelde can meclisinde herkese nasibi dağıtılır gibi bize muhabbet hissesi olarak parça parça olmuş bir gönül düştü.)

• Aşk güneşi, göz kamaştıracak bir halde doğmuş, parlamış, her aşığın gönül penceresinden içeri girmiş, gönlü aydınlatmıştır. Bizler, zerreler halinde aşk güneşinin ateşi içinde oynayıp duruyoruz.

• Haydi aşıklar, buyurun! Aşk ateş yiyenlere bir sofra hazırladı. Sofranın ortasında çok harlı bir ateş var.

• Bu ateşin alevi, gök aynasına vurdu da, şu dönen kainatın her tarafına yıldızlardan ateş yağdırdı.

 

1255. Ey çalgıcı; sen de sevgilimizin hikayesini söylemiyorsun.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat

(c. VI,2802)

• En son şunu söyleyeyim ki: Ey dilber! Sen bizi azıcık bir zaman için olsun aramıyorsun. Ey sakî! Senden de şikayetçiyim. Birazcık olsun, bizim içimizi yıkayarak bizi gamdan, kederden kurtarmıyorsun.

• Ey çalgıcı! Sen de sevgilimizin hikayesini söylemiyorsun. Çok çok söylemek şöyle dursun, azıcık bile olsun söylemiyorsun.

• Benim sana kötü sözler söylediğimden bahsettilerse inanma; ben senin hakkında kötü bir söz söylemedim. Kötü bir şey demedim. Ancak şu kadar dedim ki: "Sevgili azıcık da olsa çabuk darılıyor, bana kızıyor."

• Güzellikte, edada, kibarlıkta, sana benzer bir dost, sana eş bir sevgili yok. Şekerler yapılıp satılan bir diyardansın ama, birazcık suratın asık, birazcık suratın sirke satıyor.

• Şu gazele bak! Baştanbaşa gönül kanına bulanmış, birazcık koklasan, onda gönül kanının kokusunu duyarsın.

 

1256. Alet olmadan bu eserleri kim yaratabilir?

Mefulü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ulün 

(c. VI,2626)

• Ey gönül! İnsanların birbirleri ile didikleştikleri bu dünyada, şu yağmada, şu talanda ne gördün ki varını, yoğunu, dükkanını bırakıp ötelere gittin?

• Hırs örümceği gibi şu yıkık evde, tükürükle ördüğün ağda sinekleri avlamaya çalışıyorsun.

• Dünya nimetlerinin zevkinden, lezzetinden, verdiği sarhoşluktan ötürü hakîkati göremiyorsun da, gönlünün dünya tuzağından kurtulduğunu sanıyorsun.

• Sellerin kopup geldiği şu alçak yerde, sel uğrağında kim balçıktan ev yapar? Sen tuzakta yem yiyerek karnını doyuranı hiç duydun mu?

• Ey gönül! Zamanı gelmişken şu dünya tuzağından sıçra, kurtul! Ezelde canlar bahçesinde uçup gördüğün yerlere git!

• Ey tavus kuşuna benzeyen ruh! Akıl kanadını aç, yüksel! Arşta uçtuğun yerler aklına gelmiyor mu?

• Ötelerde, arş üstünde pek mutlu olduğun yerlerde iken kaza ve kader îcabı uçtun, şu kirli yeryüzüne düştün. 0 güzelim kanatlarını verdin de iki üç tane yem satın aldın.

• Kıtlıktan çıkmış, çok acıkmış bir kişi gibi bu lokmaya öyle bir saldırdın ki, bazen dudağını ısırmada, bazen elini dişlemedesin.

• Nerede o padişahca himmet? Şehzadeye içirilen saadet sütü ne oldu?

• 0 sütle damarlarına karışan padişahca huy, kamil insan huyu ne oldu? Allah'a yemin ederim ki, o içtiğin ilk süt kana, pisliğe karışmaz.

• 0 padişahlar padişahı bizim çamurumuzu eliyle yoğurdu da; o himmeti, o ululuğu, o yüceliği sen onun elinden tattın.

• Allah'a yemin ederim ki, elest sesinin duyulduğu o dergahta padişah sana şeyhliği de, müritliği de öğretti.

• Gönülle sevgilinin bir olduğunu, ayrı olmadıklarını; bazen kilit olduğunu, bazen anahtar kesildiğini o sana haber verdi.

• 0 bazen öğüttür, bazen kayıttır, bağdır. Bazen zehirdir, bazen şekerdir; bazen tazeleşir, boy atar, bazen eskir, köhneleşir kurur gider.

• Ey sel bu yolda bazen yukarılardan aşağı doğru koşarsın, aktığın yerlerin rengine boyanırsın! Fakat denize kavuşunca artık renklerin kalmaz.

• Ey yeryüzü! Seni çok hırpaladılar. Durmadan seninle uğraştılar, seni kazıp durdular. Param parça ettiler. Fakat bütün bu işkencelere rağmen yaralanmadın, şikayet etmedin. Ey gökyüzü! Senin de bu ağır yük altında belin bükülmedi mi?

• Ey hakîkatler denizi! Yeryüzü, varlıklar senin dalgan ve köpüklerdir. Hem gizlisin, hem meydandasın. Her işte ve güçtesin, her an sayısız varlığı öldürürsün.

• Ey ışıklar saçan güneş! Sen de o denizden coştun, karanlıklar perdesini ışıklarla yırttın, ortaya çıktın, ondan aldığın göz kamaştırıcı ışıkları, nurları saçıyorsun.

• Ey azîz varlık! Eline aldığın her toprak altın kesildi. Hangi taşı seçtiysen la'l oldu, zümrüd oldu.

• Nice acılar, nice ekşiler senin yüzünden helva oldu, şekere döndü. Seçtiğin meyve güzelleşti, olgunlaştı. Kokular aldı, renklere girdi.

• Kimin talebesi olabilirsin ki, bütün kainatın yaratıcısı, ustasısın. Sen alet olmadan bu güzel san'atları, eserleri yaratmak, ortaya koymak kimin elinden gelir?

 

1257. Sen aşkın ta kendisisin, bizse senin gölgeniz.

Fe'latün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 

(c. VI,2890)

• Ey dudakları helva gibi tatlı olan sevgili! Acı söz söyleme! Ey yüceliğe ulaşmış dilber! Kendini üstün görme! Lütfet, kerem et; başını eğ, alçak gönüllü ol!

• Zaten sen acı da söylesen tatlı da söylesen, onlar tatlı dudaklarından çıktığı için hoştur. Gözün de, gönlün de nurusun. Sen cana canlar katarsın.

• Ey güzel varlık! Yüzünü gördüğüm gündenberi can da, gönül de mest oldu. Akıl da sevdalara düştü.

• Sen aşkın ta kendisisin. Bizse, senin gölgeniz. Bir an beni çirkinleştirirsin bir an da beni süslersin, güzelleştirirsin.

• Bana öyle geliyor ki, dün gece rüyamda seni gördüm de, o yüzden bugün bende bir hal var. Dünyalara sığmıyorum.

• Aklını başına al da sus! Çünkü nefis ile gönül ateşi alevleniyor, şu anda yükselen alevler, nefes almaya başladı. Sen ne buyuruyorsun? Konuşarak alevleri arttırmak mı istiyorsun?

 

1258. Sessizliğin ötesinden gelen nice feryadlar duydum.

Müstefilün, Fe'ulün, Müstef'ilün, Fe'ülün 

(c. VI,2955)

• Sevgilim, nurlar saçan ateşli yüzünü bir an için olsun örtmüyorsun. Ben ne zamana kadar güzel yüzünün karşısında coşayım, kendimden geçeyim?

• Sen benim bu halimi bilmezlikten gelerek bana; "Ne vakte kadar coşup köpüreceksin.

• Zaten yüzündeki parıltı, nur böyle olunca örtü ne işe yarar? Yüzlerce örtü örtünsen yüzlerce peçe taksan, duvaklar altına girsen yine bu yüzü gizleyemezsin."

• Can neylerine her an sen üfürüp duruyorsun. Sende bu coşkunluk olduktan sonra neyin ne suçu var?

• Aklın varsa ne diye deli oldun? Yani aşık oldun? Sen aşka ait değilsen başka yaratılışta isen neden aşka kendini verdin?

• Bütün cüz'lerimi, varlığımı aşkın kapısında susmuş, sessizce duruyor, gördüm. Fakat her sessizliğin, her susuşun altından gelen nice feryadlar, naralar duydum.

• Şems-i Tebrîz'e "Bu susanlar kimlerdir?" diye sordum. Dedi ki: "Vakti gelince sen de öğrenirsin."

 

1259. Allah'ım, hasretlerle dolu gönlümü kırmayı takdîr buyurursan, beni sevgilime kavuştur da ondan sonra kır!

Mef'ulü, Fa'ilat, Mefa'îlü, Fa'ilat 

(c. VI,2999)

• Beni ne zamana kadar ayrılık acısı ile inciteceksin, kıracaksın, benim feryadımı duymuyor musun?

• Ayrılık elin elimi kırdı. Beni işten güçten etti. Beni ne vakte kadar kıracağını, perişan edeceğini bir bilseydim!

• Ey ayrılık şişesi ile oynayıp duran sevgili; dikkat et, taşlık bir yere geldin. Sırça gönlüm daraldı, aman aklını başına al; onu düşürüp kırmayasın.99

   99 Mevlevî şairlerinden Şeyh Galib Dede merhum da;

"Yine zevrak-ı derunum, kırılıp kenare düştü 

Dayanır mı şişedir o, reh-i seng-sare düştü"

(Gönül kayığım kırıldı, kıyıya düştü. 0 şişeden idi. Taşlı yola düşerse kırılmaz mı?) diye, bir gazeline bu beyitle başlamıştı.

• Bu taşlı ayrılık yolundan çabucak ayrılalım da buluşma bahçesine gidelim. Bu taşlı yolu bırakmazsan beni muhakkak kırarsın.

• Ayrılık yüzünden kanım içimde dondu, nar tanelerine döndü. Narı kırdığın zaman kanı işte böyle akar.

• Allah'ım, hasretlerle, acılarla dolu gönlümü kırmayı takdîr buyurdunsa bana, bari o vefasız sevgilinin yüzünü göster, beni ona kavuştur da ondan sonra kır, dök.

• Ey herkesin kendisine kul köle olduğu Şemseddin! Sen görüş aleminde padişahlar padişahısın. Bir bakışla yüzlerce gönül alanı kırar, dökersin.

 

1260. Gönlün ne olduğunu ancak gönül sahibleri bilir.

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün 

(c. VI, 2722)

• Gönlü gereği gibi anlamak için bir zaman gönül mahallesine girdim. Orada kaldım. Böylece gönlün halinden bir iz, bir nişan aramaya koyuldum.

• Bakayım "Gönlümün halleri nedir; nasıldır?" diye düşündüm. Gördüm ki,  yalnız ben değil, bütün dünya ondan şikayetçi, onun yüzünden feryada düşmüş.

• Her ovada, her şehirde rastladığım bilginlerden, akıllı kişilerden gönüle dair ne düşündüklerini, ne destanlar söylediklerini sordum.

• Hepsi de gönlün elinden yakındı, yaka silkti, hepsi de feryada geldi. Bu hal bana dokundu. Gönül konusu üzerinde bir şüpheye, bir zanna düştüm.

• Sonunda bu konu üzerinde aklın bir işe yaramadığını anladım. Aklımı bıraktım, gönüle doğru sefere çıktım, yola düştüm. Fakat onun bulunmadığı hiç bir yer de görmedim.

• Aslında şu gönül, arif ile ma'rüf, yani bilen ile bilinen arasında tercümanlık edip durmada.

• Gönlün ne olduğunu ancak gönül sahibleri bilir. Ruhsuz kişi gönlün değerini ne bilsin?

• Sen gönlü ancak Allah kapısında, ilahî dergahta bulabilirsin. Gönül filanda fişmanda bulunmaz.

• Alemde kırık gönülleri onaran, eksiklikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya gücü yeten, her izi olanı, her izi bulunmayanı gereği gibi gören Allah'tan başkasında gönlü bulamazsın. Çünkü Allah, gönlü ev edinmiştir.

1261. Karanlık gece bu kederli kula acır da onun halini hatırını sorar.

Mef'ulü, Fa'ilatün, Mef'ulü, Fa'ilatün 

(c. VI,2962)

• Sana sitemlerim var. Sevgili, sen neden böylesin, neden hep beni üzüyorsun? Görüyorsun ki hastayım, gücüm kuvvetim yok. Neden gelmiyorsun? Neden beni görmek istemiyorsun?

• Gördün ki sapsarı olmuşum. Beni bu halde görünce ölmüş sandın. Bir insanın arkadaşı, dostu sen olursan o hiç ölür mü?

• Efendim, ruhum; hastalandım, ateşler içinde yandım da gelip beni görmedin, halimi hatırımı sormadın. Ey sağlığım! Ey ilacım! Benim iniltilerimi bile duymadın.

• Çok çekindim, çok saygılı oldum. Uzun müddet sabrettim. Fakat artık sabrım kalmadı da bugün nazlılığın, nazın aslı, kaynağı olan naz etmeye başladım.

• Bu gece ay doğdu. Nice benim can ilacım gelir. Ey zahmet, ey ızdırap! Sen demirden yapılmış bir burç bile olsan yumuşarsın, mum olursun...

• Karanlık gece acır da bu kederli kulun halini hatırını sorar. Geç kalmaktan korkmaz. Sonunda kadehsiz, mezesiz onu mest eder gider.

• Ey feryad! Ne zamana kadar süreceksin, bu feryad bitmeyecek mi? Sen çig tanelerinden de fazlasın. Bu zavallı kimsesiz kula pusu kurmuşsun.

 

1262. Yaratıcının mecnunu olan kişi, onun dîvanesi kesilen kişi hiç Leyla'yı ister mi?

Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstefilün, Müstef'ilün 

(c. VI, 2449)

• Ben bundan önce sözlerime müşteri arardım. Sözlerimi anlayacak, alacak kişi isterdim. Ben şimdi senden benim şu sözlerimi almanı istiyorum.

• Herkesin tapması için nice putlar yaptım, herkesi aldattım. Ama bugün Azerliğe doydum, put yontmayı bıraktım, putları kıran İbrahim'in sarhoşuyum.100

100 Azer: Birçoklarının sandığı gibi Azer, Hz. İbrahim'in babası değildir. Put yontan, put yapan bir kişi olup, ana tarafından İbrahim'in amcasıdır. Azer, put yapan bir putçu, Hz. İbrahim ise put kırandır. Asaf Halet Çelebi merhumun "İbrahim" adlı şiirinin ilk kıtası şöyle:

"İbrahim içimdeki putları devir elindeki balta ile 

Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim?"

• Öyle bir put karşıma çıktı ki, ne rengi var, ne kokusu. Ona daldım da işten, güçten oldum. Sen artık putçu dükkanına bir başka usta ara!

• Dükkanı elden çıkardım. Ben artık put yontmaktan vazgeçtim. Akıldan da kurtuldum. Deliliğin kadrini, kıymetini tanıdım, öğrendim; düşünceyi de bıraktım.

• Eğer gönlüme bir güzelin hayali gelirse, onu azarlarım. Ey yol şaşırtan; defol git, çık dışarı! Eğer ağır davranır çıkmak istemezse, onu yere yıkar, param parça ederim.

• Büyük yaratıcının mecnunu, onun deli dîvanesi kesilen kişi hiç Leyla'yı ister mi? Canı ordan, o taraftan olan kişidir ki, onun yeri bayrağın dibidir.

1263. Ey ruhanî güzel, niçin bizden kaçıyorsun?

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün 

(c. V, 2558)

• Ey ruhanî güzel! Ey can güzeli! Niçin bizden kaçıyorsun? Sen bizdensin, ev halkındansın, yabancı değilsin ki; sen kulun halini, ne durumda olduğunu bilirsin.

• Döktüğüm sıcak gözyaşlarımın hakkı için, sapsarı yüzümün hakkı için acı bana! Sana öyle gönül vermişim, öyle bağlanmışım ki, insan insana böyle bağlanamaz. Bu başka türlü bir bağlanış, başka türlü bir sevgi.

• Öyle bir haldeyim ki, bütün dünya, herkes gülse, neşelense sen olmayınca gülmek şöyle dursun, dünya bana zindandır. Her şeyden mahrum olan bu zavallı kuluna merhamet et!..

• Bütün yakınlarımla, akrabalarımla, dostlarımla beraber bulunsam, sen benden uzak olunca ben yıkılırım, perişan olurum, mahvolurum. Allah'ım, hiç kimse benim gibi perişan olmasın.

• Ey insafsız sevgili, sen dokuz kat göğü aşsan, ötelere gitsen, yedi denizi yaksan, yandırsan beni yıldıramazsın. Ben gökleri de aşkla, sabırla deler geçerim, ateşe verdiğin denizleri de aşar gelirim.

• Güneş gibi göklerin üstüne, dördüncü kata çıksan, gölgen gibi gizlice senin yanında sürüklenir, yine senden ayrılmam.

 

1264. Sen nurlar saçan mumun pervanesi değil misin?

Mef'ülü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ulün 

(c. VI,2627)

• Şu sersemliği bırak, aklını başına al da aşık ol, aşık! Sen padişah oğlusun Bu esir oluş, ne zamana kadar sürecek?

• Bir padişah oğluna beylik de, vezirlik de yakışmaz, ayıp olur. Sakın aşktan başka bir şeyin peşinden koşma!

• 0 yükselmiş, beyliğe ulaşmış kişinin beyliği, beylik değildir. Ecel beyidir, Yüksek mevkî ve vezirlik sevdası aslında günah ve vebalden ibarettir.

• Bu tarafta, yani bu dünyada halk senin nasıl bir varlık olduğunu bilemez, ama mana aleminde sen eşsiz, ömeksizsin.

• Bu dünya ölümlü dünyadır. Bu fanî dünyada sen yüksek bir mevkîde değilsen, beylik, vezirlik elde etmedinse ne çıkar? Bunun ne önemi var? Sen öte tarafta manen ölmüyorsun, yaşıyorsun ya, bu sana yetmez mi?

• Sen insanoğlu kılığına girmiş, Allah arslanısın. Nefsinle yaptığın savaştan Hakk için, insanlık için çalışıp didinmenden bu belli olur.

• Gamlar geldi geçti, üzülme; mademki sen varsın, Allah'ın nuru içindesin. Bu hal er olmuş, geç olmuş ne önemi var?

• Sevgilinin değeri, kadri onu sevenin sevgisi ile ölçülür. Ey çaresiz aşık! Bak bakalım senin kadrin ne, değerin ne?

• Pervanenin güzelliği de, mumun derecesine bağlıdır. Sen de o nurlar saçan mumun pervanesi değil misin?

 

1265. Sana kurban olmak için, ben her zaman seher vaktini beklerim.

Müfte'ilün, Fa'îlün, Müfte'ilun, Fa'îlün 

(c. VI, 3019)

• Ey güzel varlık! Sen aşıklarını korkutmadan, ürkütmeden tatlı bir şekilde öldürmedesin. Şu anda eğer beni öldüreceksen, bari canımı bir hoşça al!

• Hırpalamadan, tatlı, güzel bir şekilde öldürmek senin elinin bir hususiyeti, bir hüneridir. Bu yüzdendir ki sen, güzel gözlerinin kendilerine bakmasını isteyenleri, bir bakışta öldürüyorsun.101

   101 Hz. Mevlana Divan'ının 972 numaralı gazeline de şöyle başlamıştı:

"Gerçeklerden haberli olarak ölen Hakk aşıkları, sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler.

• Ben sana kurb'an olmak için seher vaktini bekliyorum. Bekliyorum, çünkü herkesten önce, herkes uykuda iken beni öldürmedesin. Bu ölümden kimsenin haberi yoktur. Bu öldürülüş ne tatlı bir öldürülüştür.

• Senin verdiğin ızdırap, dert, bela da bize senden geldiği için şeker gibi tatlı gelmektedir. Ne olur bize yardımda bulunun. Senden gelenlerin kapısını kapamayın, zaten sonunda beni bakışlarınla, kapı önünde öldürüp gidiyorsun. Hiç olmazsa bunu yapma!

• Ey nefsi ciğersiz, karınsız olan sevgili! Ey gamı, gamları gideren! Ey bizim içimizde sıcak nefesi ile kıvılcımlar düşürerek, alevler salarak bizi yakıp giden azîz varlık.

• Bize karşı her an kendini haklı çıkarmak için kalkan gibi bahaneler öne sürmedesin, kılıcı elinden atmışsın da kalkanla mı bizi öldürmek istiyorsun?

1266. Senden hiç kimsenin haberi yok.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 

(c. V, 2929)

• Ey gönle gelip geçen hayal! Sen ne perisin, ne insansın. Hatta ne de hayalsin. Sen anlaşılamayan, şaşılacak bir şeysin.

• Senin gönlümden çıkıp nereye gittiğini anlamak için ayağının izlerini aramadayım. Fakat ne yeryüzünde, ne de gökyüzünde o izleri bulamadım.

• Gönlü uyanıkların, ötelerden haber alanların bile senden haberleri yok, ama senin senden haberi olmayanlardan, seni arayıp duranlardan, seher vakitlerinde senin aşkınla gözyaşı dökenlerden haberin yok mu? Onlara lütuflarda bulunmayacak mısın?

• Şu halde sen ya bu gönlümün dostusun, sevgilisisin, yahut senin kendir gönülsün. Belki de sen benim bakışımdasın, gelmiş gözüme girmişsin, gözümde yer edinmişsin. Yahut bakış da, göz de, görüş de hep sensin.102

   102  Mevlana Mecalis-i Seb'a adlı eserinin 34. sayfasında aynen şöyle buyurur:

                  "Dil ve canda nihansın, gerçi her şey bî-haber senden 

                   Cihan zatınla dolmuşken cihan da bî-haber senden 

                   Nasıl bulsun seni can ve gönül senden ibaretken 

                  "Gönül de, can da senin anca ki can da bî-haber senden."

• Ey gönül! Ne olur, bir lütufta bulun, bir iyilik et de az bir zaman için bir an bile olsa gel meydana çık, göz önünde dur!

• Acele edip geçip gitme! Seher ışığı ile geceyi nurlandır, gündüze döndür de öyle git!

1267. Sevgilinin hayalini almış, gönle hapsetmişsin.

Müstef'ilün, Müstef'ilun, Müstef'ilün, Müstef'ilün 

(c. V, 2450)

• Hiç bir tarafa, hiçbir kimseye bakmayasın diye sevgilinin hayalini almış gönlüne hapsetmişsin. Haddini aşmayasın diye o da sana hadsiz, hesapsız lutuflarda bulunmada...

• Şu altı kapılı tekkeden, dünyadan dışarı ayak atar, yani dünyaya gönül vermekten kurtulabilirsen, tertemiz Hakk aşıkları ile buluşur, onlarla anlaşır, onlarla düşer kalkarsan, manevî zevkler duyar, vecde gelirsin.

• Sende gizli bir kapı var. Altı kapıyı, altı tarafı araştırıp durma! 0 gizli kapıdan her gece çıkar, göklere yükselirsin, uçar ötelere gidersin.103

   103 Altı kapı, altı yön "Sağ, sol, ön, arka, üst, alt" tavla zarı gibi altı taraf. Gizlı kapıdan maksat gönül kapısıdır.

• Sen uçmaya başlayınca tamamıyla uçup gitmeyesin, sabah olunca tekrar beden evine dönüp gelesin diye ayağına hayalî bir ip bağlarlar. 0 iple seni çeker geri getirirler.

• Rahim zindanına geri dön! Yaradılışın tamamlanıncaya kadar, temizlenmen, iyi bir insan olman için sana verilen ömür bitinceye kadar "Gir şu rahime!" derler. Ey zavallı insan! Bu dünya rahme benzer. Sen onun içinde kanlar içmedesin, kanlarla beslenmedesin, bu işten haberin yok.

• Can kuşunun kanatları bitip de beden yumurtası kırılınca, can Ca'ferlik göstermek, yani uçmak, ötelere geçmek için Ca'fer-i Tayyar olur.

 

1268. Eğer ben her derdin, her gamın, her belanın başıma gelmesinden şikayet etseydim, sarsılsaydım bir adam olamazdım.

Mef'ulü, Fa'ilat, Mefa'îlü, Fa'ilat 

(c. VI,2996)

• Eğer ben her derdin, her gamın, her belanın başıma gelmesinden sarsılsaydım, sararıp solsaydım bir adam olamazdım.

• Hakk aşıklarına aşk Mısır'ının, yani aşk ülkesinin ilahî kokusunu getirecek bir kılavuz olmasaydım, hırs, tama' çölüne düşenler gibi yolumu şaşırır, kaybolup giderdim.

• Eğer canlara can katan, canları aydınlatan mana güneşi göklerde dolaşmasaydı da, evde oturup kalsaydı, ben de o zaman kapıyı açmak, girenin çıkanın derdi ile uğraşmak zorunda kalırdım.

• Eğer can gülistanı, ızdıraplara, kederlere katlanan, onlardan şikayet etmeyen kişiyi okşamasaydı, ona lutuflarda bulunmasaydı, nasıl olurdu da ben seher rüzgarı gibi vefa bahçesinin habercisi olurdum?

• Aşk çalıp çağırmaya, oynamaya def çalmaya düşkün olmasaydı ben ney gibi, çeng gibi inler durur muydum?

• Eğer aşk sakim bana beni geliştirecek, kuvvetlendirecek deva sunmasaydı, sırça kadehin dudağı gibi incelir, giderdim.

• Toprağıma Hakk'ın emanetinin nuru düşmeseydi, ben de toprağın tabîatı gibi pek zalim ve bilgisiz kalırdım.104

  104 "Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara arz ettik. Yüklenmekten çekindiler, ondan korktular, insana yükledik." (Ahzab Suresi, 33/72).

• Mezardan cennete bir yol olmasaydı beden mezarında yaşar mıydım?

• Lutuf gönül bahçesi olmasaydı ben yaşayabilir miydim? Allah'ın lutfu coşmasaydı ben var olabilir miydim?

• Sus da hikayelerin doğuşunu güneşten duy! 0 doğuş olmasaydı ben zaten doğmaz, söner giderdim.

1269. Her şey, senin nurunla varlık mağarasından çıkıyor, ezel bahçesine geliyor.

Mef'ulü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ulün

 (c. VI,2632)

• Ey şu karanlık künbetten, yani dünyadan göçüp kurtulan can! Senin yokluk ve yoksulluk diyarında çok yapacağın işler var.

• Ey varını yoğunu gizli görüş evine, yani ahirete, öteki aleme çekip götüren varlık! Neden ağlıyorsun?

• Yüzlerce yamadan ibaret olan kirli beden hırkasından soyunmuş, kutlu sıfatlar elbisesi giyinmişsin. Sen insan şeklinde üstün bir varlıksın.

• Gül senden utandığı için güzel, mübarek ayaklarının altına yapraklarını saçmıştır. Senin lütfunla diken dikenlikten kurtulmuş, kimseyi incitmez olmuştur.

• Var, yok; herşey senin nurunla varlık mağarasından çıkıyor da ezel bahçesine geliyor. Ey mana sevgilisi, sen nasıl bir sevgilisin? Ey mağara, sen ne biçim bir mağarasın?

• Senin elinden bir iş, bir çalışma şerbeti içen kişi, kendince bir işe, sevgi, insanlık işine dalar da, dünya işlerinde işsiz güçsüz kalır.

• Safa bahçesinde bir ağacın altında güzel bir dilbere gözüm ilişti. "Sen ne kadar güzel bir varlıksın! Nasıl bir güzelsin ki?" dedim. "Güzelliğin zevkine vardılar da ağaçlar, senden çiçeklere gebe kaldılar? Sen bir güzel değil de yoksa baharın canı mısın?"

• Onun güzelliği karşısında kendimden geçtim, secdeye kapandım da: "Ey sevgili!" dedim. "Allah aşkına söyle! Sen nasıl bir sevgilisin?"

• Dedi ki: "Nurlu yüzünün ne kadar güzel olduğu anlatılamayan Tebrizl Şems var ya, işte ben onun nurundan bir nurum."

1270. Gönlünde gizlediğini başkalarının bilmediğini mi sanıyorsun?

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilat

 (c. VI, 2928)

• Gönlünde gizlediğini başkalarının bilmediğini mi sanıyorsun? 105

   105 Rıza Paşa merhum:

 "En ummadığın keşf eder esrar-ı derunun 

  Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?" demişti

• Allah sana uyanıklık ihsan etsin! Sen gönülleri uyur mu sandın?

• Gül mü bitecek, diken mi çıkacak? Her ağaç, gönlünde ne var ise onu ortaya kor.

• Seni hasta sansınlar diye, yarasa gibi gündüzden gizlenen kişi!

• Allah'a yemin ederim ki, kendini gizlemişsin ama sen herkesten daha çok meydandasın.

• Çeng her ne kadar feryad etmese de, feryada başlayınca ne hal alır, ne olur? Herkes bilir.

• Bir gamdan ötürü feryad etse de, yine herkes bilir ki onun aklı başında değildir.