1041. Peygamberleri perde gibi önüne çekmiş de; o perdenin arkasından haberler verir, sözler söyler.

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün 

(c. V, 2181)

• Gönlün de, canın da neşe yeri, huzur yurdu O'dur. Sonsuzluk koyundaki şarabın da kıvamı O'dur.

• Bütün dünyanın dili, damağı kupkuru. Herkes susuz, herkese, her şeye su veren, herkesin gıdasını temin eden O'dur.

• Gıdalar bile ondan gıda arar. Gıdalara gıda veren O'dur. Bu gıda bile buluttan suyunu onun müsaadesi ile alır.

• Biz insanlar yüzlerce azara, yüzlerce gazaba layığız. Layık olduğumuz cezanın yularını çekip kısan, acıyan, lütfeden, hak ettiğimiz cezayı bize vermeyen O'dur.

• O'nun hilminin, yumuşak davranışının yüzünden dünya küstahlaşıyor. Kul, padişahlık iddiasına kalkışıyor.

• Aşkından mahmur olanlara, her an görünmez şaraplar sunulmaktadır.

• Aşkı ile mahmur olmayanların da kulaklarını çeker, kulağın çekilmesi ne büyük bir devlettir ve devamlı bir ikbaldir.

• Peygamberleri perde gibi önüne çekmiş de, o perdenin arkasından haberler verir, sözler söyler.

• Kullar selam etmeden önce onlara selam eden O'dur. 28

  28- En'am Süresi, 6/54. Syete işaret var.

• Sabahlar da O'nundur, akşamlar da O'nundur. Ne olur, bir gece olsun, onun aşkı ile dirilsen, uyumasan.

• Ey dost! Hamlık eder, gaflete kapılır, uyursan, 0 seni ham bırakmaz.

• Küçüklüğünden, zavallılığından ötürü bu ana kadar çok yerlerde uyudun kaldın. Buna rağmen 0 seni aşağılardan yukarılara doğru çekti durdu.

• Sen toprağa, bitkiye, erlik suyuna kaçardın. 0 seni varlık oltasına düşürdü Sana hayat verdi.

• Nice yollardan, merhalelerden çekti, seni misafirliğe getirdi. Seni intikam almak için getirmedi.

• Derde düşünce O'ndan olduğunu anlarsın. 0 bir avuç toprağa varlık, benlik verdi.

• Bir güneş, ışıkları ile bütün dünyayı kaplamıştır. Hangisi diyen, O'nu hissetmeyen kişi ne kadar kördür.

• İnsan bunalınca O'ndan başkasını çağırmaz. Ama dertten kurtulunca yine çerçöpe takılır.

• Hırsız olduğu, O'ndan çok şeyler çaldığı için insana işkence gerekir, 0 yumuşaklıkla, güzellik ile yola gelmez.

• Sus! Farsça'yı bırak da Arapça söyle: "Göçmeyi onlar istemedi, benim ömrüm istedi." 29

  29- Bu beytin ikinci mısraı Arapça'dır. Arap şairlerinden "Mütenebbî"nindir.

 

1042. Ne yüzle senden başkasından söz açayım?

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün 

(c. V, 2183)

 

• Senin huzurunda tutayım da canın adını anayım. Doğru olur mu? Senin karşında tutayım da gül bahçesinin sözünü edeyim, ne yüzle?

• Sen burada hazır ve nazırken, güzellerin güzelliklerinden söz açayım, doğru olur mu? Sözlerimden utanmaz mıyım?

• Nişanı, izi belirmeyen padişah, dünyayı güzel eserlerle süsledi. Ben o güzellikler içinde şekilden, izden bahsedeyim, doğru mu?

• Mekansızlık nuru  bütün kainatı kapladı. Ben tutayım da yerden, yurttan söz edeyim, yakışır mı?

• Sonsuz sırlara aşina, eşsiz bir padişahın huzurunda gönlümden eğri büğrü sözler söyleyeyim, fikirler yürüteyim, ne yüzle?

• Güneşin nuru içinde dünya, yıldızlar gibi görünmez oldu. Ben tutayım da bir hiç olan, görünmez olan şu dünya malını, şu dünyada olup bitenleri söyleyip durayım, bu sözler yersiz olmaz mı?

• Sevgiliye doğru uçup giden canı, her cansıza yaşıyor gibi görünen ölmüş kişilere anlatayırn, doğru olur mu?

• Canın bile mahrem olmadığı bir sözü dille, ağızla söylemeye kalkışayım, ne yüzle, bu olur mu?

• Allah'ım, sen yüzlerce canın, yüzlerce cihanın padişahlar padişahısın. Ben tutayım, candan laf edeyim, cihandan söz açayım, yersiz sözlerimden ötürü beni affet!

 

1043. Gönül, sevgilinin yurdu oldu.

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün 

(c. V, 2163)

• Ey benim canım! Ey benim ay yüzlü sevgilim! Senden gelen bela bana candan da tatlıdır. Bu yüzden ben, tatlı canı bıraktım. Varsın senin için yansın, yakılsın.

• Can, seni görünce kendinden utanır. Gönlüm şaşırır, ayağı balçığa saplanır. Benim gönülle alakam kalmadı. Çünkü o, gönülde yaşamaktadır. Gönül onun yeri yurdu oldu.

• Sen bir güneşsin, gönül ise bir kuyuya düşmüştür. Arada sırada ışığını kuyuya düşür. Çünkü gönül, cana canlar katan aşkınla eriyip gitmededir.

• Ben kendimde olunca bakırım. Seninle olunca altın kesilirim. Kendimde olunca taşım, seninle olunca inci haline gelirim. Senin kaftanını giymek ümidi ile aşka düşmüşüm, kemer bağlamışım.

• Ey ay yüzlüm! Dökülsem de sana muhtacım, bitsem de sana muhtacım. Senin kehribarının aşkı ile saman çöpü gibi uçar giderim.

• Ey güzel yurdum Tebriz! Şemseddin yüzünden hayhuya düştüm. Ben senin buluşma Kabe'ne "Lebbeyk" diye diye geliyorum.

 

1044. Sen burada iken, güzellerin güzelliklerinden bahsetmekten utanırım.

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün 

(c. V, 2182)

• Senın karşında "Can'ın  adını söylemek, gül bahçesinden bahsetmek saygısızlık olur.

• Sen burada iken güzellerin güzelliklerini anlatmaktan utanırım.

• Yalnız ilkbahar değil, yüzlerce bahar senden, senin güzelliğinden utanmışken ben nasıl olur da sonbahar mevsiminin hikayesini söylerim?

• Sen, yüzlerce canın, yüzlerce cihanın padişahlar padişahısın. Böyle olduğu halde ben nasıl olur da candan, cihandan bahsedebilirim?

• Senin tatlı konuşmaların canın bile ağzına sağmazken, ben nasıl olur da dilimle seni övebilirim?

• Senin ay yüzün ortaya çıkınca, dünya utancından kaybolup gider. Benim böyle bir ay'ı gizli söylememe imkan var mı?

• Bütün alem senin güzelliğinin yüzünden la'l olmuş. Ben senin önünde ne yüzle la'l ma'deninden bahsedebilirim?

• Senin yüzünden gönüller yakîn, yani tam inanç nuru ile dolmuşken, nasıl olur da ben bu inancı şüphe ile karıştırırım?

• Güzelliğinin nuru, güneş gibi yeryüzünü aydınlattı. Bu hal karşısında benim ay'dan ve yıldızlardan bahsetmem doğru olur mu?

• Tebrizli Şems'in lütfu, ihsanı haddi aşmışken, ben nasıl olur da ondan şikayet ederim, feryad ederim, buna imkan var mı?

 

1045. Ey bülbül; ey binlerce aşk masalı okuyan aşık! Bize baharın güzelliğinden bahset!

Mef'ulü, Mefa'îlün, Fe'ulün 

(c. V, 2191)

• Ey ilkbaharın parlaklığı! Bir şeyler söyle; ey lale bahçesinin neşesi, söyle! 

* Ey bülbül! Ey binlerce aşk masalı okuyan aşık! Baharın güzelliklerinden, vasıflarından bir şeyler söyle!

• Ardıcın ve çınarın üstüne kon da, uzun boylu selvinin salına salına yürüyüşünü, gülün yüzünün güzelliğini anlat!

• Sonbahar geçti gitti. Gül, güzel yüzünü gösterdi. Selvinin üstüne kon da  çekinmeden gülü methet!

• Sana "Üzümün canı nasıldır?" diye sorarlarsa yaprağına bakmadan söyle!

• Özrünün kabul edilmesini istiyorsan, sen bize güzel yüzlü çiçeklerden bahset!

• Mest olmuş aşıkları kararsız kılmak istiyorsan, onlara mahmur nergisin gözlerini methet!

• Biz bugün şarap içmek istiyoruz. Haydi ey güzel, sen bize saki ol, güpe gündüz şarkılar söyle!

• Sarhoşluk geldi; bıkma, usanma gitti. Artık yüz kere söyle, bin kere söyle!

• Ey Hakk arifi sevaba girmek, Hakk'ın rahmetini kazanmak istiyorsan; bi şeyler söyle! Bize Hakk'tan, hakîkatten, aşktan bahset!

• Ey arif! Seni bekliyoruz. Çabuk gel, bizi bekletme! Ateşine yakma, hemen söyle!

 

1046. Dertlerle, ağrılarla dolu olan bu toprak, baştan başka manevî bir baş elde eder.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ulün

(c. V, 2213)

• Mest olarak salına salına ona doğru giden can, ne mutlu bir candır. 0, beden eşeğinden kurtulmuş, sevgiliye yalnız can olarak gitmektedir.

• 0, iki na'lini de ayağından çıkarır, böylece dünyadan da, kendinden de vazgeçer. Hz. Musa gibi sıdk, doğruluk ayağını sevgilinin kapısına basar.

• Cercis gibi onun aşkı ile yüz kere şehit olur, yahut îshak gibi onun hançeri ile kesilir. 30

  30 Bir peygamber olan Cercis yetmiş kere şehit edildi. Her öldürülüşte Allah onu diriltti. İsmail'in (a.s.) değil de İbrahim(a.s.)'ın oğlu îshak'ı Allah'a kurban etmek istediğini yazanlar da var. 

• Dertlerle, ağrılarla dolu olan bu toprak, baştan başka bir baş elde eder. Mağfiret; kendi miğferini onun başına kor.31

  31 Hz. Mevlana, başka bir gazelinde şöyle buyurmuştu:

  "Fakat sizin iki başınız vardır. Biri dünyaya ait toprak baş, öbürü göğe ait tertemiz, ruhanî baş." (Dîvan-ı Kebîr c. I, 463)

• Anası, babası, yakınları onu toprağa gömdükleri zaman, o bir balık halini alır. Anası, babası da deniz olur.

• Aşk, kıyısı, dibi olmayan bir hayat deryasıdır. Onun en değersiz armağanı, ölümsüz bir yaşayıştır.

• Güneşle ay her gece yatarlar, sanki gurub mezarına gömülürler. Fakat, büyük Yaratıcı'nın cevherinin parlaklığı, mezarda onlara yeni bir nur, yeni bir parlaklık verir.

• Onun mahşerinden haberi olan, onun mahşerini gören ölüm meleği Azrail, onun canını yüzlerce nazla, niyazla alır.

• Halkın gözünde bedenimiz, mezarda toprak altında uyumaktadır. Ama aslında ruhumuz onun yeşilliğinde, gül bahçelerinde selviler gibi salına salına yürümektedir.

• Bedenin uyuduğu mezar çöplüğünde cana binlerce bağ, bahçe var. Hal böyle iken can mezardan niçin korkar durur?

• Cenab-ı Hakk, kanı, saf şarap gibi cana gıda olarak lutfetmiştir. Sen şimdi insanın nurlarla dolu bedenine, kırmızı yüzüne bak!

 

1047. Bana ayrılığını gösterme, ayrılığın pek taş yüreklidir.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ulün

 (c. V, 2215)

• Göz de, akıl da, can da giderse gitsin, sen gitme! Bence seni görmek, onlardan daha iyidir. Yeter ki, sen gitme!

• Güneş de, gök de senin gölgene sığınmışlardır. Eğer şu gökyüzü, şu yıldızlar giderse gitsinler, yeter ki, sen gitme!

• İman ehlinin hepsi de son nefeslerinde imanlarından ayrılmaktan korkarlar. Ey iman padişahı! Benim korkumsa, senin gitmendendir. Ne olur sen gitme!

• Sen gitme, gidersen benim canımı da al beraber götür. Eğer beni bu sofradan alıp kendinle beraber götürmeyeceksen, gitme!

• Ben seninle beraber olunca, cihanın her cüz'ü bana bahçedir, bostandır. Sonbaharda bahçenin, bostanın güzellikleri gitse bile sen gitme!

• Bana ayrılığını gösterme, ayrılığın pek taş yüreklidir. Ey güzelliği yüzünden taşın bile la'l olduğu sevgili, sen gitme.

• Zerre de kim oluyor ki; "Ey güneş gitme!" desin? Kul da kim oluyor ki;  "Padişahım gitme!" demeğe cesaret edebilsin?

• Fakat sen ab-ı hayatsın. Bütün insanlar da o ab-ı hayatın içinde yüzen balıklardır. Keremin pek boldur. İhsanına son yoktur. Merhamet et, kerem buyur da gitme!

 

1048. Herkes aşık olamaz, aşık olan kişiye dert gerek.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 

(c. V, 2206)

• Kardeşim! Herkes aşık olamaz. Aşık olan kişiye dert gerek, dert nerede? Aşık olan kişinin sabırlı olması, aşkına sadık kalması lazımdır. Böyle bir er nerededir? Gerçek aşık nerededir?

• Ne zamana kadar böyle yersiz, manasız düşüncelere kendini kaptıracaksın? Ne zamana kadar "Ben" düşüncesine saplanıp kalacaksın? Hani ateşli naralar, nerede sararmış yüzler ?

• Ben kimya ve altın aramıyorum. Altın olmaya istidadı bulunan bakır nerede? Aşka doğru hararetli hararetli, hızlı hızlı gideni kim bulmuştur. Yarı hararetli, yarı soğuk yol alan nerede?

 

1049. Ey canımın canı; bensiz gitme!

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 

(c. V, 2195)

• Ey canımın canı! Ne de hoş salına salına gidiyorsun. Bensiz gitme, ey dostların hayatı, ey dostların canına can katan, gül bahçesine bensiz gitme!

• Ey gök, bensiz dönme, ey ay bensiz parlama, ey yeryüzü bensiz yeşerme, bitki bitirme, ey zaman bensiz geçme!

• Bu dünya da seninle hoş, güzel, o dünya da; bu dünyada da bensiz olma, o dünyaya da bensiz gitme!

• Ey apaçık bilinen, görünen; bensiz bilme! Ey dil; bensiz okuma! Ey göz;  bensiz görme! Ey ruh; bensiz gitme!

• Gece ay ışığında yüzünü ak görür. Ben geceyim. Karanlığımı gideren, aydınlatan sen, bana bir aysın. Gökyüzünde bensiz yürüme!

• Diken güle sığındı, onun sayesinde ateşten emin oldu, kurtuldu. Sen bir gülsün, ben de senin dikeninim. Gül bahçesine bensiz gitme!

• Bu yola iz bilmeden düşene yazıklar olsun. Benim aradığım, izinde olduğum sensin. Ey izi görünmez dost, bensiz gitme!

• Bu Hakk yoluna bilgisiz düşene yazıklar olsun. Ey yolu izi bilen! Benim bilgim sensin, bensiz gitme!

• Başkaları sana "aşk" diyorlar. Halbuki ben sana "aşk sultanı" diyorum. Ey şunun bunun aklına, vehmine sığmayacak kadar yüce varlık! Bensiz gitme!

1050. Aşk kasabı ol, kibrin ve hiddetin kanını dök!

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 

(c. V, 2198)

• İnsanlann birbirlerine karşı duydukları hiddet, öfke; hep kibirden, kendini beğenmekten, kendilerini başkalarından üstün görmekten ileri gelir. Bu yüzden aklını başına al da, kibirden gönlünü temizle! Eğer kibirli olmak istemiyorsan, kibri bırak, alçak gönüllü ol!

• Hiddet, kızgınlık kendini beğenmekten, benlikten doğar. Sen ikisini de ayağının altına al! Onları kendine merdiven yap da, göklere yüksel!

• Sen nerede bir öfke görürsen, o öfkede kendini beğenmeyi ara! Benliği ara! Yürü git, Dahhak ol!32

  32-Dahhak: Üç başlı bir yılan olarak tahayyül edilen efsanevî bir kahraman.

• Kendini beğenmekten ve öfkeden kurtuldunsa, bir köşeye çekil! Rahatça huzur içinde yaşa! Eğer bu iki huyla beraber yaşamaktan zevk alıyorsan git, gamlara dal! Bahtsız bir ömür sür!

• Köpekler gibi kızmayı bırak da, arslanların kızmasına bak! Arslanların kükreyişini gördüğün zaman da koyun gibi yavaş ol !  33

  33-Şırazlı Hafız merhum: "İki dünyada da huzur içinde yaşamak, dostlara lutuflarda, iyiliklerde  bulunmak, düşmanları da idare ederek yaşamak gerekir." demektedir.

• Seni öfkelendirecek tatlı lokmayı yeme, hakkında; "Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım!" denen eşsiz varlıktan lokma ye, onun kulu, kölesi ol!34

  34-Peygamber Efendimiz hakkında söylenmiş bir hadîs-i kudsîde: "Habîbim, sen olmasaydın ben kainatı yaratmazdım!" buyurulmuştur.

• Yürü git "hüve"nin (=0'nun) kasabı, aşk kasabı ol. Kibrin ve hiddetin kanını dök! Ne zamana kadar bu iki köpekle beraber uyuyup kalacaksın? Artık aklını başına al, onlardan kurtul!

1054. Dünyayı birbirine katan hep senin sevdandır, senin sevdandır.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 

(c. V, 2202)

• Sevgilim! Dünyayı birbirine katan hep senin sevdandır, hep senin sevdandır. Yaşayıştan duyduğum zevk de, hep senin tatlı lütfundan, hep senin tatlı lutfundandır.

• Gökyüzünün eteği incilerle, mercanlarla, la'llerle doludur. Gökyüzü, bunların hepsini, senin ayaklarının altına saçmak için toplamış, senin ayaklarının altına saçmam için toplamış.

*  Aşıkların canları, seller gibi coşarak, köpürerek senin denizine doğru akmadadır, senin denizine doğru akmadadır.

• Sevgilim, aşıkların mahmurluğu, senin dün gece onlara sunduğun şaraptandır. Bense bugün harabım, senin yarın sunacağın şarabı düşünüyorum. Senin yarınını düşünüyorum.

• Senin gönlünün saflığına, tertemiz oluşuna dikkat ettim. Sonra senin yüzünde ben ay'ı gördüm, ay'ı gördüm.

• Ben senin yüzünde ay'ı görünce, sana; "Ay!" diye seslendim. Böyle seslenmekle ben, büyük bir suç işlediğimi anladım. Ay da kim oluyor ki, sana eş olsun! Ay da kim oluyor ki, sana eş olsun!

• Büyükler büyüğü Şemseddin Efendimiz şöyle diyor: "Gönül şehrini hep senin kavgan, gürültün kaplamış, senin kavgan, gürültün kaplamış."

 

                      1055. Arılar, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan, yine seni
                                     kimikimsesiz, evsiz barksız bırakırım.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 

(c. V, 2204)

• Eğer sen bana aşıksan, ben seni perişan ederim. Beni iyi dinle! Şu fanî dünyada az ev yap, sonra onu yıkar, viran ederim, beni iyi dinle!

• Arılar gibi, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan yine seni kimi-kimsesiz, evsiz barksız bırakırım, beni iyi dinle!

• Sen erkek, kadın bütün insanların sana hayran olmalarını, sana karşı duydukları sevgi ile mest olmalarını istiyorsun. Fakat ben, seni mest etmeyi, seni şaşkın hale getirmeyi istiyorum.

• Mademki Halil'sin, ateşten hiç korkma, emin ol! îçin rahat etsin! Ben ateşi sana yüzlerce gül bahçesi yaparım, beni iyi dinle!

• Sen, Kaf dağı olsan; seni hızlı hızlı dönen değirmen haline getirir, seni fırıl fırıl döndürürüm, beni iyi dinle!

• Sen belki de hünerde zamanın Eflatun'u, Lokman'ı olsan, seni bir bakışta hiçbir şey bilmez bir hale getiririm, beni iyi dinle!

• İsmail gibi seni kurban etmek istemem. Boğazına bıçaklar sürmem. Ne el görünür, ne yara görünür, beni iyi dinle!

• Ben devlet kuşuyum. Senin başına gölge düşürmek lutfunda bulundum. Böylece seni eşsiz, üstün bir padişah yapacağım, beni iyi dinle!

• Kendine gel de, az oku! Lüzumsuz kitaplarla kendini yorma! Sus, sabırlı ol! Ben seni kitap yapayım, ben seni Kur'an'ın ta kendisi yapayım.

 

1056. Temiz, lekesiz bir gönüle sahip olan herkes, gönül sesi ile balçıktan meydana gelen bedenin sesini ayırdeder.

Müstefilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün,

 (c.V, 2130)

• Ey aşıklar, ey aşıklar! Onun yüzünü görenin aklı başından gider, huyu değişir. Deli divane olur, kendinden geçer.

• Kendine gelince, sevgiliyi aramaya koyulur. Onda dünya sevgisi kalmaz Dükkanı bile yıkılır. Zerredeki su gibi, yüz üstü sürünerek ona doğru koşar durur.

• Aşk yolunda mecnun olunca, gökler gibi dönmeğe başlar. Böyle bir hastalığa tutulan, sonunda onun dermanını bulur.

• Aşk, nice gönülleri yaraladı. Nice uykuları kaçırdı. Onun büyüleyen nergis gözleri Firavun'un sihirbazlarının bile ellerini bağladı.

• Bütün padişahlar o benzeri olmayan sevgilinin dilencisi; bütün güzeller onun güzelliğinden kırıntılar almışlardır. Arslanlar bile onun mahallesindeki

köpeklere karşı kuyruklarını kısmışlar, ona teslim olmuşlardır.

• Göklere bir bak, ermişlerin kalesini seyret! Onun burcunda, kale bedeninde nice ışıklar var, nice meş'aleler yanıyor.

• Ey karanlık gecelerde, göklerde parlayıp duran ay, sen onun yüzünü mü gördün? Güzelliği, nuru ondan mı aldın? Ey gece! Sen onun saçlarını mı gördün? Hayır hayır, olsa olsa onun siyah saçlarının bir telini mi gördün?

• Bu gece siyah elbiseler giymiş; her halde yaslı olacak; kocası ölmüş bir kadın gibi siyah elbiselere bürünmüş.

• Ey gece! Bu feryadıma, bu fıganıma senden yardım istemiyorum. Çünkü, sen de benim gibi onun çevgeninin önünde bir top gibi yuvarlayıp duruyorsun.

• Onun çevgenine top olan, saadet topunu elde eder de, gönül gibi onun çevgeninin önünde top olur, başsız ayaksız koşar.

• Sen aşka dayan, çünkü aşk baştanbaşa odur, onun yüzüdür. Onun gözüdür. Bu tarafa dönmüştür. Seni gözetmektedir. Zaten aşkın varlığı yüzünden gözden, görüşten başka bir şey değildir.

• Aşkın şekli yoktur. Fakat işi gücü şekil yapmaktır. Ey gönül! Sen bir türlü şekilden suretten geçemiyorsun. Çünkü onun cinsinden değilsin.

• Temiz, lekesiz gönüle sahip olan herkes, gönül sesi ile topraktan meydana gelen bedenin sesini ayırt eder. Bu ses onun ceylan şekline girmiş arslanının kükreyişidir.

• Bu aşk bana misafir oldu. Canımı vurdu, yaraladı. Bu aşk, herkese nasip olmaz. Bu sebeple bu hal bana yüzlerce lütuftur. Yüzlerce ihsandır. Bana vuran, ele, kola yüzlerce aferin.

• Ben elimden, ayağımdan vazgeçtim, araştırmayı bıraktım. Ey araştırması ile bizim araştırmamızı süpüren, yok eden aziz dost!

• Ne zamana kadar; "Hey gönül!" deyip duracaksın? Şu gönül sevdasından vazgeç de sus artık! Gönül onun "Hu" sesini duyunca, artık benim hay ve huyumun bir değeri kalmaz.

1057. Sana misafir olan can, ekmek yerine neşe yer.

Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstefilün, Müstefilün,

 (c.V, 2138)

• Ey aşk! Sen mi daha biçimlisin, hoşsun, yoksa senin bahçen mi, bahçendeki elma ağaçları mı daha düzgündür? Ey özlem duyanlara canlar bağışlayan yeni ay, bir doğ, bir dön!

• Ey güzelliği ile halkın başını döndüren aşk! Sen göklere merdiven dayarsın. însana kanatlar verirsin. Aynı zamanda herkesin başını belaya sokarsın. Yüzlerce kavgaya salarsın.

• Ey aşk! Sen ne güzel huylusun, ne güzel yüzlüsün. Ey aşk; sen eğlenmeyi, işreti de çok seversin, eşine, dostuna neşeler verirsin.

• Ağaçlar oynamayı senden öğrenirler. Ter ü taze tomurcuklar, seninle dala ayak basarlar. Yapraklar da meyveler de senin ab-ı hayat kaynağından içerler, mest olurlar.

• Bahçesinden armağan olarak hazanı olmayan bir bahar istediği içindir ki, senin güller saçan rüzgarınla, yapraklarını döküp saçmadadır.

• Senin neşe bahçelerinde, ne de hoş davetçilerin var? Sana misafir olan can, ekmek yerine neşe yer. 

• Tedbirlere giriştim, fayda etmedi. Gönül zincirlerini kırdı da, canı çeke çeke, sürüye sürüye senin şadırvanının önüne getirdi.

• Orada ne bir inatçı görüyorum, ne de soğuk kişi. Orada her an bir hayat var. Her an ucuz, bol ihsanlardan bir ihsan, bir lutuf var.

• Kıyamete kadar, senin yüzünün güzelliğini anlatsam, hiç durmadan vasıflarını sayıp döksem, bitiremem, aciz kalırım. Senin uçsuz, bucaksız denizin bir çanak su almakla biter tükenir mi?

 

                    1058. Ben sözü aşkla söylüyorum. Çünkü dersi aşktan alıyorum.

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün 

(c. V, 2165)

• 0 yokluktadır, 0 yokluktadır, 0 yokluktan doğandır, 0 yokluktadır. 0 her şeyi bilir.

• 0 latîftir, 0 latîftir, 0 emîrdir, emîrdir. 0 mülk ve saltanat sahibi bir emîrdir.

• 0 sığınaktır, o sığınaktır. 0 her günahkarın, her suçlunun sığınağıdır. 0 ışıktır, 0 ışıktır. 0 eşi benzeri olmayan bir ışıktır.

• 0 sakinliktir, 0 sakinliktir. 0 her deliliği teskin eder. 0 cihandır. 0 pek tatlı bir cihandır.

• Sen sırrını ona söyleyince 0 bütün aleme söyler. Gizlesen de bil ki, 0 her gönülde olan sırrı bilir.

• Herkes seni terk etse, 0 seni yalnız bırakmaz. Gel de şu devlet gölgesine gır! 0 kaçırılmaya imkan bulunmayan bir padişahtır.

• Sen O'nun harmanına git, 0 seni canlandırır, yetiştirir, geliştirir. Ey can! Sen Onun eteğinin altına sığın! 0 kılıcı da, oku da sana değdirmez.

• 0 ne buyurursa; "Duyduk, itaat ettik." de! Neden korkuyorsan, O'ndan seni ancak 0 kurtarır, 0 kurtarır.

• Küfür olsun, günah olsun, isterse kapkara şeytan olsun, bütün bunlar O'nun güneşinin ışığında aydınlık veren bir dolunay olurlar.

• Ben sözü aşkla söylüyorum. Çünkü dersi aşktan alıyorum. Ben canımı O'nun önüne koyuyorum. O'na peşkeş çekiyorum. 0 pek az şey kabul eder. Her şeyi kabul etmez.

• Benim perde arkasında bir putum var. Bu dünya putu pek güzeldir. Ama o ölü bir puttur. Onu diri sanarak bağrına basma! Çünkü o soğuktur, zemheridir.

• 0 şık, süslü elbiseler giymiştir. Yüzlerce hileler düşünmektedir. Genç görünmeğe çalışıyor ama, o binlerce eşten arta kalan kart bir varlıktır.

• Gönlüm coştu, yüzlerce kaynak akıtmak istiyor ama, dünya putu yolumu kesti. 0 yol kesmesini pek iyi bilir.

 

1059. Kalbleri kırık, mahzun kişilerin evlerine ışık ol!

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün 

(c. V, 2164)

• Ey benim canım! Gün geçti gitti ise gitsin, sen geceleyin mest olanlara misafir ol! Bir gece sabaha kadar kendinden geçmiş olanlara misafir ol!

• Ey güzeller Yusuf'u! Yakupların gözlerinin önünden ayrılma! Bu geceyi bir Kadir gecesi yap! Kalbi kırık, mahzun kişilerin evlerine ışık ol!

• Biz uzak isek yakınlık göster, bize acı, rahmet ol! Biz çıplaksak bize hil'at ol, elbise ol! Biz zayıf isek bize sıhhat ol, biz dert isek bize derman ol!

• Küfür isek, bize iman ol, suç isek merhamet ol, bizi affet! Aç ve fakir isek, bize ihsan ol, cennet ol!

• Bekçilik ederek can davulunu çal! Şeytanı kovmak için şihaplar at! 36

  36 Mülk Süresi, 67/5. ayete işaret var.

• Sen bir denizsin, dünya ise balık! Balıkların yaşamasını istiyorsan, onlara ab ı hayat ol!

• Karanlık gecelerde ay'ın bize misafir olması ne hoştur. Ey benim ay yüzlüm, geceleri yolculuk edenlere doğ, parla, onlara yol göster!

• Ey ıztıraplara düşmüş gönül; sus artık! Hayırdan, şerden bahsetme! Madem sırları meydana çıkaranın sırrı onun huzurundadır, ağzını kapa, gizle!

 

1060. Taş sana kavuşma hevesine düşer de yarılır, parçalanır.

Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün 

(c. V, 2157)

• Taş, sana kavuşma hevesine düşer de yarılır, parçalanır. Can da senin neşene, sevgin hevesine kapılır da kol kanat çırparak uçar!

• Senin aşkınla ateş erir, su olur. Akıl harap olur, yıkılır. Gözlerim senin yüzünden uykuya düşman olur.

• Sabır elbisesini yırtar, akıl, kendinden geçer. Ejderha olan aşkın ise insanları yer, taşları yutar.

• Yürüyüp gideni bağlama, gülmeyi ağlamaya çevirme, bu kuluna cefa etme. Çünkü onun senden başka, senin yerini tutacak kimsesi yoktur.

• Suyun derede aktıkça, sözlerim nasıl olur da düzgün olur? Bazen senden utanırım, nefes bile alamam.

• Senin aşkının gıdası nedir? Şu yanmış, kavrulmuş ciğerim, benim yıkılmış, harap olmuş gönlüm nedir? Senin için vefa kumaşının dokunduğu yerdir.

• Senin vasıflarını saymak, seni övmek için şarap küpü coşuyor, köpürüyor. Çeng coştukça coşmada; "Şarap içen yok mu?" demede.

• Aşk kapımdan içeri girdi, geldi, elini başıma koydu. Beni sensiz görünce;  Yazıklar olsun sana !" dedi.

• Ben bu dünyayı yaşanması zor bir menzil olarak gördüm. îşleri karmakarışık, zorluklarla dolu. Gönül de elden gitmiş, ben de orada senin eline, ayağına kapandım kaldım.