341. Allah'ım, bana acımayana, bana kötülük yapana sen acı!

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 
(c. 11, 783)

• Ne yazık ki, arkadaşların hepsi de yatıp uyudular. Aşk şarabı yapacağını yaptı. Hepsi de bitkin bir halde döküldüler.

• İnsanlar arasındaki bu kadar kavgaya, gürültüye, bu kadar sertliğe, kabalığa, uyuşamazlığa lüzum var mı? Hepsi de aynı yolun yolcusu, aynı kervanın adamları değil mi? Hepsinin de yiyeceği aynı yiyecek değil mi?

• Ey sakî, çaresiz kaldım da senin eteğini tuttum. Kendimde değilim,¦ mahmurum. Gönlümün hakkını sen ver, sen insaf et. Çünkü başkaları hak ; tanımıyor; merhametsiz, insafsız.

 •Ey sakî, ben tamir edilmez, onarılmaz bir haldeyim. Çünkü verdiğin aşk şarabıyla sen beni yıktın, harap ettin. Zaten burada bulunan arkadaşların hepsi  de senin şarabınla yıkılıp gitmiş.

• Allah'ım, bana acımayana, bana kötülük yapana sen acı, sıfatların hakkı için,merhametlilerin en merhametlisi olduğun için, beni nasıl öldüreceklerini çok iyi bilenlere, sen merhamet et!

 Sun'ullah Gaybi merhum şöyle yazmış:

"Seni öldürmeye kasdetse bir can, 
Sakın olma sen ona kanlı düşman, 
Hayat ve mevt ola yanında yeksan. 
Hakîkî süfîlik incinmemektir.

• Allah'ım, beni kendimden al, kendimden geçir! Çünkü o halde, benim için azadlık var, kurtuluş var! Ben, varlıklarından kurtulmuş, benliklerinden geçmiş insanların kuluyum, kölesiyim.

• Ben sustum ama, gönlüm; "Senin aşk şarabını isterim. Başka şeylerin hepsi de boştur, havadan ibaret!" diye feryat edip duruyor.

 

342. Bütün dünya, senin baharlarınla süslense,
 bütün dünya bahçelerini güller, çiçeklerle doldursa ne olur?

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
 (c. II, 800)

• Ey benim canım; gönül alçaklığı göstersen de, bir gece olsun uyumasan olmaz mı? Hoyratlıkla ayrılık kapısını çalmasan da, vuslat kapısı daima açık kalsa olmaz mı?

• Dostların ateşlerle dolu olan gönülleri için bir gece uyumasan, onlara arkadaşlık etsen, keremler göstersen de, o karanlık gecenin içinde bir gündüz bulsak ne olur?

• Şeytanın kirli yüzünün inadına, "Gözü kör olsun!" diye senin güzel yüzünü seyrederek, gözlerimin nurlanmasına müsade etsen olmaz mı?

• Bütün dünya senin baharlarınla, senin nevruzunla güllerle süslense, bütün dünya bahçelerini, parklarını çiçekler, reyhanlar kaplasa ne olur?

• Gizli olan, karanlıklarda bulunan ab-ı hayatın, bütün şehirleri, dağları, ovaları, çölleri doldursa, her taraf ab-ı hayatla sulansa da, bütün canlı varlıklar ölüm nedir bilmeseler ne olur?

• Şu kullar, köleler kışın ne giyeceklerini düşünüp duran zayıf fakir insanlar. senin gibi bir padişahtan yeni elbiseler alsalar, giyinip kuşansalar ne olur

 

343. Biz, canlar verelim de, o can şarabına el uzatalım!

Fe'ilatün, Fe'ilatiln, Fe'ilatiin, Pe'ilün
(c. II, 793)

•Mest olrnuş birisi var mı ki, bizi meyhaneye, inci tanesi gibi güzel olan, gül yüzlü sakînin yanına doğru çeksin götürsün.

• Mest olmuş birisi var mı ki, bizim dostça kulağımızdan tutsun da, ayakkabıların çıkardığı kapı yanından alsın, başköşeye oturtsun!

 • Nal ona derler ki, toprak ona sarılsın, onu öpsün! La'l de ona derler ki, insanı alsın, meyhaneye şarap içmeye götürsün!

• Biz, canlar verelim de, o can şarabına el uzatalım. Aklımız hayallere dalmadan, masallara karışmadan onu içelim.

• Sevgilinin hoş kokulu saçlarının düğümlerini neden tarak açıyor diye, gönül diş diş oldu.

" Bir şairimiz; "Yapsalar kemiğim tarak / Yar zülfünün tellerine!" diye temennîde bulunmuştur.

 

 

344. Göklerin yolu senin içindedir. Aşk kanadını çırp da uçmaya bak!

Fe'ilatü Fa'ilatün, Fe'ilatü, Fa'ilatün 
(c. II, 771)

• Ey aşıklar, boş durmayın, şu beden yükünü üstünüzden atmaya çalışın! Çünkü, beden ile can kalmayınca, gönlünüz şu ağır beden yükünden kurtulur da gökyüzüne uçar gider.

• Gönlünüzü, canınızı hikmet suyuyla yıkayın, gönül tozları gitsin de, gözleriniz hasretle şu kirli yeryüzüne takılıp kalmasın, göklere çevrilsin. 

• Dünyada bulunan her şeyin canı aşk değil midir? Aşktan başka ne varsa hepsi de fanî, hepsi de ölür gider. Dünyada ebedî olarak kalan ancak aşktır!

• Ey insanoğlu, senin yokluğun doğuya, ecelin de batıya benzer. Bu doğu ile batı, başka bir gökte bulunmaktadır. Çünkü senin şimdi gördüğün gökyüzü de fanîdir. 0 da gelip geçicidir.

• Göklerin yolu, senin içindedir. Aşk kanadını çırp da uçmaya bak! Aşk kanadı kuvvetlenince artık merdiven kaygısı, merdiven gamı kalmaz.

• Dünyayı dışından görme, çünkü senin gözünün içinde bir başka dünya var. Bundan senin haberin yok. Sen bu görünen dünyaya gözünü kapa da, gözünün içindeki dünyayı görmeye çalış! Şunu iyi bil ki, sen iki gözünü de kapayınca, bu gördüğün dünyadan hiçbir şey kalmayacaktır.

• Senin gönlün bir dam gibidir. Hislerin, duyguların, gönül damının oluklarına benzer. Oluklar kalmayınca, sen damdan su içmeye bak.

• Sen bu gazelin tamamını, geri kalanını gönlümden, gönül defterimden oku! Sen benim dilime bakma, çünkü zamanı gelince dil de kalmaz, dudak da kalmaz!

•İnsanın bedeni yaydır. Sözü, nefesi de beden yayının oklarıdır. Ok ile okluk gidince yay bir iş yapamaz.

 

345. Aşık ile ma'şüku ayırdetmek çok zordur.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 
(c. 11, 790)

• Yeryüzünde aşk medresesi açıldığından beri, sevenle sevilenin aşık ile maşukun arasındaki fark kadar zor bir mesele ortaya çıkmadı.

• Hekimlerin başvurdukları kıyastan başka yollar var ama, meseleyi çözmeye yarayan bu yollar, fıkıh bilgisi bilene de kapalı, hekime de kapalı, yıldızlarla uğraşan müneccime de kapalı.

• 0 şekilde de, bu şekilde de, çeşitli zamanlarda nice derin bilginler, nice keskin zekalı kişiler, bu konuyla meşgul oldular, fikirler ortaya attılar. Mübahaselere giriştiler, birbirleriyle çeliştiler, fakat hakîkate ulaşamadılar.

• Aşık ile ma'şükun yani sevenle sevilenin arasında bir çok farkların bulunduğundan bahsettiler, fakat hepsinin de yolları bağlandı. Camiye gittiler, bu bir türlü halledemedikleri meselenin gönüllerine duyurulması için Allah'a yalvardılar.

• însanın fikri mahduttur, sınırlıdır. Halbuki yaratanın ise hududu yok, sonu yok; işte bu yüzdendir ki, düşünceleri mahdut olan insan, hudutsuz olan, sonsuz olan büyük varlıkta yok oldu gitti. Damla denize düştü, yok oldu.

• Hakk'ta yok oluş, bir çeşit mest oluştur. Yok oluşun arkasında mutlaka bir  kendine geliş vardır. Gölge ne kadar uzarsa uzasın, sonunda güneş vardır.

• "Gökler, sağ elinde dürülmüştür!" ayetinin sırrı, bu hakîkatin dille anlatılamamasındandır. Çünkü böyle bir nüktenin ispatı, varlığını yok bilmekle, yok etmekle olur.

" Zümer Suresi, 39/67. "ayete işaret var.

• Bu söz, varlığın teferruatıdır, yokluğa perdedir. Bir şey örtülü olduğu takdirde onu açıkça göstermeye imkan yoktur.

• Sen ne reddedilenden kaçıyorsun, ne kabul edilenden kurtuluyorsun; bırak ; bu işi; bu iş ne bahse sığar, ne de nağmeye

" Abdurrahman Camî (=Molla Camî) hazretleri bir beyitlerinde:

"Kendi hüsnün hüblar şeklinde peyda eyledin,
 Çeşm-i aşıktan dönüp sonra temaşa eyledin

(AIlah'ım kendi güzelliğini güzellere verdin, sonra aşığın gözüne girdin, kendi güzelliğini seyrediyorsun.) demiştir.

 

346. Gönül, bu cihandan vazgeçmedikçe başka bir cihana varamaz.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 
(c. II, 796) ,.

• Sevgilim, senden kendisinde bir nişane, bir iz bulunmayan gönle yazıklar olsun! Bir can müjdesine kavuşmayan beden de yiyen, içen, gezen, dolaşan bir ölü gibidir.

• Senin güzel yüzünün nüruyla aydınlanmadan geçen gün, simsiyah karanlık bir gündür. 0 karanlık günde senin matbahından kimseye manevî şaraplar, nimetler asla gelmez.

• Yazık o gönle ki, senin aşkınla ateşlere girmez! Altın gibi harcanır gider de, hiç bir zaman hakîkat madenine ulaşamaz.

• İçine aşk ateşi düşmeyen dertsiz bir adamın aşktan bahsetmesi insana hiç tesir etmez. Bu sözler duyulmadan söylenen birer hevestir. Ağızdan çıkar, kulağa gelir girer, fakat gönüle yol bulamaz.

• Emanet, gizli olan, görünmeyen sevgiliden gizlice verilmedikçe, Mesih'in nürlarından gönül Meryem'i gebe kalmaz.

• Duygu, uyanık kaldıkça, insan asla rüya göremez. Gönül bu cihandan vazgeçmedikçe başka bir cihana varamaz.

• Ölümden gafil olan, öleceğini düşünmeyen kişi, duygusuzlaşmıştır. Hakîkati göremez olmuştur da, zavallı bir dilim ekmekle, birazcık tere için gamlara dalmıştır.

• Bir zaman gelecek ki, artık zaman kalmayacak. 0 zamandan önce, sen çalış, çabala, ibadet et, insanî vazifelerini yap da zaman kaydından kurtul!

• Ekmekle gelişen, devam eden hayat, ancak ekmek ister. Ab-ı hayat kılığına girmiş hayvanların nasîbi değildir.

• Senden selam gelmeyen sabah, ne karanlık bir sabahtır. Senin tatlı sözlerini işitmediğim gün ne acı bir gündür.

 

347. Beşeriyet hali yok oldu da, ilahî sıfat tecelli etti.

Fe'ilatü, Fa'ilatün, Fe'ilatü, Fa-ilatün 
(c. II, 774)

• Gönle, gönlü ferahlandıran, sıkıntıdan kurtaran, ay yüzlü sevgilinin hayali geldi, girdi. Ne yol vardı, ne de açık bir kapı. Acaba o nereden geldi; nasıl oldu da gönle girdi?

• Böyle güzel yüzlü, böyle put gibi güzel bir dilberin hayalini görünce, put da, puta tapan da, inanan da hepsi onun önünde secdeye kapandılar.

• Sanki benim demir gibi olan gönlüm aşk ateşinde bir hoşça yandı, kirlerden, paslardan kurtuldu. Tertemiz bir ayna oldu da onun güzel hayalini içine düşürdü.

• Onun güzel hayali gönlüme girince, cevirler, cefalar vefa oldu. Bütün bulanıklıklar gitti. Saflık, arılık, duruluk geldi. Beşeriyet hali yok oldu da ilahî sıfat tecellî etti.

• Aklınızı başınıza alınız, fırsatı kaçırmayınız da, bütün su kaplarını, bütün su tulumlarını doldurmaya çalışınız! Çünkü ab-ı hayat dağıtan geldi.

 

348. Bahçelerdeki bütün ağaçlar namaza durmuşlar, kuşlar da tesbih çekmedeler.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün,
(c. II, 805)

• Ya Rabbî! Bugün bize gelen bu hoş koku, Hakk'ın sırlarının hareminden esip geliyor.

• Keremi, lütfu bağlara bahçelere yeni elbiseler giydirdi. Hastalara, şifa yurdundan ilaçlar geliyor.

• Bahçelerdeki bütün ağaçlar namaza durmuşlar, kuşlar da tesbih çekmedeler. Menekşeler rukü'a varmış, iki büklüm olmuş.

• Yokluktan varlık alemine gelenlerin hepsi de, neden var olduklarını, niçin yaratıldıklarını bilmiyorlar. Sanki var oluştan ötürü mest olmuşlar da nereden geldiklerini unutmuşlar.

• Bu yolda rühlardan biri, yüzünü arkaya çevirip bakarsa, nereden geldiğini görür de diğer habersiz rühlardan ayrı gelir.

• 0 ayrı gelen rüh, onun rengini bulmuştur da, o yüzden öyle hoş bir renk almıştır. Onun kokusunu duymuştur da, bu yüzden bu vefasızlar arasında yaşadığı halde ondan vefa kokusu gelmededir.

• 0 rahmanî vefa kokusunu alınca mest olmuştur. Zaten hepsi de, her şey de  onun mestleridir. 0 yüzü gören güzelleşmiştir. Çünkü o güzellik, o ay yüzlü den gelmektedir.

• Hayır, söyleyeceğim. Ben kimsenin melül oluşundan gam yemem. Bana gelen manevî hoş zevki, şükür bile kıskanıyor.

• Mest olmayan kişi, insanlardan ürker; "Bundan seher rüzgarının kokusu geliyor." diyeceklerinden ötürü çekinir.

349. Sen samanla karıştırılmış balçık içinde bir incisin!

Müstefilün, Fe'ulün, Müstef'ilün, Fe'ülün,
 (c. 11, 844)

• Az bir zaman için olsun kendini düşüncelerden kurtarsan ne olur? Balık gibi bizim denizimize dalsan, orada dalgalar yutsan ne olur?

• Düşünceleri içinden atar, uykuya dalar da, onlardan kurtulursan Ashab-ı Kehf'ten sayılırsın, kutsal bir nür kesilirsin.

• Sen, bir saman çöpüsün. Bizse, devlet kehribarıyız. Şu dünya samanlığından biraz ayrılarak bize gelsen, kehribara dönsen ne olur?

•"Artık bu defa toprak olacağım, ayak altında ezileceğim" diye yüz kere ahdettin. Bir kerecik olsun, ahdinde dursan ne olur?

• Sen, samanla karıştırılmış balçık içinde gizlenmiş bir incisin. Ey güzel yüzlü, yüzündeki çamurları yıkasan ne olur?

• Sen padişah soyundansın.sen Cebrail'in bile secde ettiği üstün bir varlıksın. ; Babanın mulkünü arasan ne olur?

 • Ey Hakk'ın velîlerini Hakk'tan ayrı gören kişi, velîlere iyi zan beslesen ne  olur?

" Arif bir şair şöyle söylemiş: "Allah adamları, velîler, haşa Allah değildir. Ama Allah'tan da ayrı değillerdir"

• Sen "kül'den ayrılmış bir "cüz'"sün. Sanki bedenden ayrılmış bir el gibisin.  Hiç olmazsa bundan sonra bizden ayrılmasan ne olur?

• Dünya nîmetlerini, malı, mülkü düşünemez hale gelir, adeta başsız kalırsan,  hırsı, kibri gönlünden söküp atarsan, işte o zaman insanlık aleminde baş gösterir, görünürsün. Böyle olsan ne olur?

• Allah'ın zikrinden bir şerbet iç de, düşünceden kurtul! Ey Allah rızasını elde eden kişi, dünya malı için bu kadar fazla didinmesen ne olur?

• Yeter artık, sen bir dağa benzersin, aklını başına al da, dağda bulunan altın madenini ara bağırmayı bırak; bağırıp dağı seslendirmesen ne olur?

 

350. Burada kaplan da ceylan da;"Ya Hu, Ya Allah'." diye naralar atıyorlar.

Müstef'ilün, Fe'ulün, Müstef'ilün, Fe'ulün,
 (c. II, 847)

• Bu can bir kadehtir. Fakat kadeh, kendisinin can olduğunu nereden bilecek? Tertemiz birisi bu kadehi doldurmada, o da içine doldurulanı topraktan yaratılmış insana ulaştırmadadır.

• Bu can kadehi, huzur, karar bırakmayan aşkı ile kendini işe vermiş, her şeyden alıyor, ferşe yani yeryüzüne saçıyor.

• Onun saçtığı yerden haberi olmuyor, ama ne olurdu keşke, aldığı yerden birkere olsun haberi olsaydı?

• Canların saçtıklarından, toprak, madenler gibi parlıyor. Toprağın dilleri olsaydı da bize bu konuya ait bir nükte söyleseydi.

• Dilleri olsaydı da o ormandan, o ebedî ormandan, o ormanın bizim canlarımıza neler hazırladığından bahsetseydi ne olurdu?

• Burada kaplan da, ceylan da; "Ya Hu, Ya Allah!" diye naralar atıyorlar. "ah"ın da sığındığı bir varlık bizi çekip götürüyor.

• Bir arslan var ki, varlığımıza, kendi sütünden başka bir şey vermiyor. Bir arslan ki, varlığımızı varlıktan kurtarıyor, bizi kendimizden halas ediyor

351. Herkesin arayıp durduğu taraf!

Müstef'ilün, Fe'ülü, Müstef'ilün, Fe'ülün, 
(c. II, 841)

• Yine devlet güneşi, tekrar gökyüzüne geldi. Yine canların arzusu can yolundan göründü.

• Allah'ın lütfuyla yine cennet kapıları açıldı. Her rüh, boğazına kadar kevser havuzuna daldı.

• Padişahların kıblesi olan o padişah geldi. Aydan daha yüce, daha üstün olan, o "ay" yine doğdu.

• Sevdadan başları dönenlerin hepsi de, selam durmak için atlara bindiler. Çünkü o eşsiz padişah ordunun tam ortasına geldi.

• Herkes, her şey, şu kara toprağın bütün cüz'leri bile, onun güzelliğine hayran oldular da onların hepsinin gözleri kamaştı. "Kalkın, mahşer zamanı geldi" diye ötelerden, mekansızlık aleminden gelen sesi duydular.

• Keyfiyete sığmayan o ses, ne içerden, ne dışardan, ne sağdan, ne soldan, ne arkadan, ne de önden geliyordu.

• "Peki", dersin; "0 ses nereden, ne taraftan geliyordu?" Herkesin arayıp durduğu taraftan geliyordu. Yine dersin ki: "Yiizümü o tarafa çevireyim." Sana bu baş nereden geldiyse, yüzünü o tarafa çevir!

• Meyvelere olgunluğun, güzel renklerin, hoş kokuların verildiği tarafa, adi taşlara mücevher vasfını bağışlayan, ihsan edilen tarafa!

• Gönlümüze düşen bu sevda, bu yanış, oradan parladı geldi. Bu hüküm, başımıza övünülecek bir taç gibi kondu.

• Canın bu hali anlatmasına izin yoktur. Eğer izin çıksaydı da söz söyleseydi, nerede bir kafir varsa, küfürden kurtulurdu.

•Kafir bile bir derde, bir sıkıntıya düşerse, o tarafa yönelir. Bu tarafta bir dert görünce, o tarafa inanır.

• Hakk'ın sevgisiyle dertlı ol da, o dert sana kılavuz olsun, alsın seni o tarafa götürsün. 0 tarafa ki, dertli olan, dertten bunalan ancak o tarafı görür.

• 0 yüceler yücesi padişah kapısını sımsıkı kapamıştı. Sonra Hz. Adem'in eski püskü hırkasına bürünerek, bu gün kapıdan dışarı çıktı.

 

352. Sen, madem ki aşkın acılarına dayanamıyorsun, git uyu!

Müslef'ilün. Fe'ülün, Müstef'ilün, Fe'ulün.
 (c. II, 842)

• Ey aşıklar, güzellikte herkesten üstün olan, o ay yüzlü sevgiliden size bir haber var!

• Sizin için o, bir kulun yüzüne bir satır yazı yazmıştır. Burada onu okumak isteyen kim varsa gelsin, o yazıyı okusun.

• Safranla yazılmış olan bu yazı canın sırrı olup her harfi gönle yeniden bir ateş düşürmektedir.

• Biz, bu bucağa sığmışız, aşka düşmüşüz, yamalı hırkaya bürünmüşüz. Biz  neredeyiz? Halk nerede? Fakat o boğazımızdan tutmuş, bizi çekiyor.

• Elsiz ayaksız, bir top gibiyiz. Onun bulunduğu tarafa yuvarlanıyoruz. Saçlarının çevgeni, bizi otarafa doğru koşturuyor.

• Biz bu tarafa koşunca, çevgeni yakalar, bizi kendi tarafına çeker; söyle bakalım bu sırrı kim bilir?

• Ne tarafta olursam olayım, ben mestim. Onun çevgenine aşığım, hükmünü yürütünceye kadar yokluğun içinde ben varım.

• Sen, madem ki, aşkın acılarına dayanamıyorsun, bezmişsin, usanmışsın. Git, uyuyanlara uy, onlarla beraber yere baş koy, yat uyu! Çünkü, üşüyüp donanları uyku alır, onları kurtarır. :

 

353. Dünyanın vefasızlığı

Müstefilün, Fe'fliün, Müstefiliin, Fe'ülüıı, 
(c. II. 849)

• Değerli, aziz bir varlık olduğun için seni gözlerine aldılar, gözlerinde sana yer verdiler. Fakat dünyanın vefasızlığını gördün ya, sana gözlerinde yer verenlerin hepsi de gitti. Seni yapayalnız bıraktılar.

• Ey yabancılara değil, kardeşlerine emanet edilen Yusuf! Onlar seni sattılar, hem de çok ucuza sattılar. Işte kardeşler bile insanlara vefasız davranıyor.

• Bu yüzdendir ki, dünyanın vefasızlığını görenler, bir an önce öteki dünyanın yoluna düşmeyi uygun buldular da, yaşayışı terk edip gittiler.

• Sen görmüyorsun ama, gizliden gizliye senin çok düşmanın var. Kurtulmak için hilelere baş vurdun ama, işe yaramadı. Onlar seni mat ettiler.

• Görünmeyen padişahlar, velîler, senin perişan halini gördüler de, sevgilerinden ötürü lutfettiler, hepsi de sana dua ettiler.

 

354. Balık, süt emen çocuk gibidir, deniz de süt emziren dadıya benzer.

Müstef'ilün, Fe'ülün, Müstef'ilün,
,(c. 11, 853)

• Denizin balığa hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü denize göre balık, değersizdir,çok küçük bir şeydir.

• Ey benim canım, sen bazen uçsuz bucaksız denizde balık bulamazsın ama,Hakk' ın sonsuz mana denizinde pek çok balık vardır.

• Balık süt emen çocuklar gibidir. Deniz ise süt emziren dadıya benzer. Aciz çocuk daima süt için ağlar durur.

• Her şeyden feragat etmiş olan, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan denizin balığa bir meyli varsa, bir sevgisi olursa, bu hal balık için büyük bir lütuftur, büyük bir keremdir.

• Deniz kendisine meyli olduğunu anlayan balığın sevincinden ötürü arşın üstüne çıkmış gibi olur.

• Deniz hiç kimsenin işine önem vermez, aldırmaz, ama o balık bir işarette bulunursa, bir emir verirse, onu dinler ve sözüne uyar.

• Büyük bir inayete mazhar olan o balık sanki bir padişahtır. 0 uçsuz bucaksız deniz de ona vezir olrnuştur. Onun emrine baş eğmiştir.

• Birisi cür'et eder de, ona balık adını takarsa, denizin her damlası onu kahretmek için bir ok haline gelir.

• Daha ne vakte kadar, üstü kapalı rumuzlarla konuşacaksın. Rumuzlu konuşman insanı şaşırtıyor. Daha açık söyle de gönül gözü gerçeği görsün ve anlasın.

• Herkesin kendisine hizmet ettiği Şemseddin hem efendidir, hem de çok büyük bir varlıktır. Tebriz şehri onun yüzünden misk ü anber olmuştur. !

• Bütün dünyada bulunan dikenler, onun lütuflarını görselerdi, dikenliklerini kaybederler, kimseyi incitmeyen yumuşak ipek olurlardı.

• Sunduğu manevî şarapların ve yüzünün güzelliğinin verdiği mestlik yüzünden, canımın kendisinden haberi olursa, canım çıksın gitsin, ben o canı istemiyorum.

355. Sen bizi aşkta ara, aşkta bul!

Müstefilün, Fe'filün, Müstefilün, Fe'ulün,
 (c. II, 843)

• Aşk yoluna düşenlerin diri olmaları gerek. Ölü aşık olabilir mi? Diri olan kimdir biliyor musun? Aşktan doğan kişi!

• Aşk yolunda yol kesenler var. Bunlar nefislerine hakim olamayan kadın yol arkadaşlarıdır. Kınalı ayaklar, bu yola yaraşmaz. 0 çeşit ayaklarla bu aşk yolu aşılmaz.

• "Nefsini yenen, şehveti ayak altına alan bir kahraman elini uzatsın; işe girişsin!" diye savaş davulu çalınmaya başladı. Aşkın davetiyle koca bir ordu toplandı.

• Nefsine hakim olan kahramanın gürlemesi, lafla değildir. Gönülden gelir. Can, buluttan doğan şimşek gibi, bedenden çıkar, fakat bir an bile aynı halde kalamaz.

• Nefsine hakim olan kişinin başını ecel kılıcı asla kesemez. Çünkü bu baş yücelmiş, ta arşa kadar ulaşmıştır.

• Nefsanî arzulardan temizlenmiş gönle, elem, keder, gam, gussa giremez. Dünya gamları onun neşesini artırır.

• Onun asık suratı önünde derya çırpınır durur. Halbüki o ilkbahar bulutları gibidir. 0 ağlar, alem onunla güler, tatlılaşır. 0 kendini öyle gösterir suratını asar. Onun arslanı, ceylan aramaz. Çünkü onun ceylanı odur. Allah'ı inkar eden kişi bu hakîkatleri anlamaz da, bu yaylada çok otlar yer, diken geveler.

• Sen bizi aşkta ara, aşkta bul! Aşk da nerede; bazen ben onu methederim, bazen de o beni metheder.

• Ve hiddet denizinde o sedef gibi açarsa, ben ve biz deryasını bir damla gibi yutar, yok eder.

 

356. Bir güzelden, başa hoş bir mestlik gelir de, artık gönül taç, taht aramaz.

Müstef'ilün, Fe'üliin Müstefilün, Fe'ülün, 

(c. II, 848)

• Mahmur gözlerini görünce, gönülde karar kalır mı? Ayın on dördü gibi parlak olan nürunu görünce gökteki ayı kim hesaba katar?

• Senin cana canlar katan gül bahçen, can bahçesine gülünce güllerde akıl mı kalır? Dikenlerde dikenlik mi kalır?

• Senin aşk padişahının casusu, bir gönle girince orada aşktan başka kimseye yer kalır mı?

• 0 zaman ne neşeli, ne mutlu zamandır ki, baht yaver olur da, can beden hapsinden kurtulur gelir, senin kucağını oturur. Cansız kalan beden de bir köşede kalır.

• Öyle eşsiz bir güzelden başa hoş bir mestlik gelir de artık gönül taç taht aramaz olur. Ar ve haya da kalmaz.

 

357. Sensiz ben altın kadehle cennet şarabı içsem zevk duyamam!

Müstef'ilün, Fe'ulün, Müstef'ilün, Fe'ilün,
 (c. II, 857)

• "Nasılsın; ne işle meşgulsün?" diye sordun sevgilim! Seninle beraber olunca, iş güç kalır mı? Sen olmayınca da bir iş yapmak istesem, Allah'a yemin ederim ki, inlemeye başlarım. Ancak elimde bu kalır.

• Sensiz ben, altın kadehle cennet şarabı içsem zevk duyamam. Bana ancak baş ağrısı verir, bende mahmurluk, sersemlik kalır.

• Sen, uçsuz bucaksız bir ırmaksın. Cihan da bir köprü. Uçsuz bucaksız bir ırmağın üstüne köprü kurulabilir mi? kurulsaydı, bu köprüden geçilebilir miydi?

• Alemde dört mevsim vardır. Her mevsim de öbürüne zıt! Dört düşmanla ayrı ayrı savaşmaya can dayanır mı? Huzur kalır mı?

• Ey güzelliğin baharı olan sevgili, sen gel, mevsimlerin aslı sensin. Gel de, birbirine zıt olan bütün mevsimler yansın, yok olsun. Senin güzelliğin baharın hükmünü yürütsün, dünyada yalnız ilkbahar kalsın.

 

358. Bir ateş sıçradı, gönül evini yaktı.

Müfte'ilün, Fa'ilat, Müfte'ilün, Fa'ilat.
 (c. II, 881)

 • Ah bana bir kere daha aşk ateşi düştü. Bu deli gönül yine yüzünü ovalara doğru çevirdi.

• Ah, aşk denizi bir kere daha dalgalandı. Sanki, gönlümden her tarafa kan  çeşmeleri akmaya başladı. 

•Ah bir ateş sıçradı, gönül evini sardı. Yanan gönül evinin dumanı gökleri 'kapladı. Benim ateşim de o rüzgarla alevlendi.

• Gönül ateşi kolay değildir. Hiç kınama! Ya Rabbî! Feryadıma yetiş, gönül ateşinden feryat, feryat!

• Endişe orduları ormanlardan çıktı. Takım takım gönlüme doğru hücuma . Hepsi de benim gamlı oluşumdan neşe ve sevinç içindeler.

• Ey parlak ve içli gönül, sen bütün gönüllerin emîrisin. Aşkın yakıcı güçlü ateşine karşı sabrı kalkan edindin de muradına erdin.

• Yaş olsun, kuru olsun, herkesin gözü birbirinin üstündedir. însanlar birbirlerine bakakalmışlardır. Senin gözün öyle değildir. Senin gözün Allah'a yönelmiştir. Bu yüzden herkesin gözü artık sana baksın.

• Senin elin, Allah'ın elidir. Senin gözün Allah'ın mestidir. Kullarının Rabbi Allah'ın gölgesi, herkesin üzerinde ebediyyen bakî kalsın.

• Halkın iniltisi, feryadı senin sevgindendir. Sizinki kimdendir? Neredendir? Bütün bunlar aşktan doğdu. Acaba aşk nedendir?

• Ey Hakk'ın ve dinin Şems'i, ey varlık mülkünün sahibi, aşk dünya kuruldu kurulalı senin gibi bir padişah göremedi.

 

359. Aşk, insanı kılıç olmadan, darağacına asmadan öldürür.

Mef'ulü, Fa'ilatü, Mefa'îlü, Fa'ilat
 (c. II, 872)

• Bu aşk, hep akıllı, hep uyanık kişileri öldürür. Hem de kılıç olmadan baş keser. însanı darağacına asmadan öldürür.

• Biz misafirini yiyen bir kimseye misafir olduk. Dostu öldüren birisine dost olduk.

• Aşk, Yüsuf gibi görünür, kurtlar gibi parçalar. Mü'min gibi görünür, kafır gibi öldürür.

• Bize sevgi gösterse de, yahut öldürse de acıyarak, usulüne göre öldürsün diye ona gönlümüzü verdik.

• Hayır hayır, o bakışıyla bir çok aşık öldürür ama, nefesle ölüyü bile diriltir.

• Bırak, varsın seni öldürsün. Aşk bir bakıma ab-ı hayat değil midir? Acı yüz göstermeye kalkışma. 0, bal gibi tatlılıkla adam öldürür.

• Himmetini yükselt, aşkın öyle bir himmeti var ki, ancak seçkin padişahları .ve "ahrar"ı öldürür.

• Bir geceye benzer. Sanki biz, yeryüzünün gölgesiyiz. Halbuki o güneştir. Geceyi, parıl parıl parlayan gündüz kılıcıyla öldürür.

• Gece zencisi bir hırsız gibi aklımızı aldı götürdü. Sabah polis geldi de, o hırsızı tuttu öldürdü.

• Gece geldi; doğudan batıya kadar bütün alemi karanlık kapladı. Fakat gündüz geldi; onların hepsini de birden öldürdü.

• Hasılı bana da, bu mestlik gül bahçesinden geliyor. Bülbül gibi gül bahçesinden ayrı düşmek beni öldürüyor.

 

360. Gönüllere vurulan kilitlerin açılması için belalara sabretmek gerek!

Müstef'ilün, Fe'ulün, Miistef'ilün, Fe'ulün, 
(c. II, 858)

• Şu içinde bulunduğumuz vakit, pek hoş, pek değerli vakittir. Böyle hoş bir vakitte neşemizi artırmak için muhakkak şarap içmemiz gerekir. Böyle bir zarnanda can vermeli de, karşılığında bir kadeh şarap almalı.

• Fakat bizim içmek istediğimiz şarap, şu dünyada üzümden elde edilen şarap değildir. 0 ötelerin şarabıdır. Gayb aleminin küpünden gelir. Hakk aşıkarının meclisinin kurulduğu yer de yeryüzünde değildir. Gökyüzünün en üstünde, "arş"tadır.

• Mallarıyla mülkleriyle, mevkîleriyle gurura kapılan, kendilerini üstün gören insanlarla değil de, nerede bir fakir görürsen onunla oturman lazımdır.nerede bir falcı, bir cinci görürsen onlardan da uzak durmak gerektir.

• Fakir kelimesini de yanlış anlama, benim bahsettiğim fakir, yemeklere düşkün, lokma peşinde koşan fakir değildir. Benliğinden, varlığından geçerek fakir olan Bayezîd-i Bestamî hazretlerine benzeyen fakirdir.

• Tertemiz, nurdan doğan, elbette temizleri arar. Fakat pislikten doğan kişiye de pis birisi gerektir.

" Nür Süresi, 24/26. ayete işaret var.

• Cenab-ı Hakk, bazı günahkar kullarının gönüllerine kilit vurmuş, üstüne de mühür basmıştır. Bu mühürlü, bu kilitli kapıyı açmak için, belalara sabretmek gamlar ve kederler içinde çırpınmak gerektir.

" A'raf Suresi, 7/2. ayete işaret var.


 

361. însan, dünya sandığının içinde hapsolmuş arslan gibidir!

Müstef'ilün, Pe'uliin, Müstefilün, Fe'Olün, 
(c. II, 859)

• Ne göz her gönüle yüz verir, ne padişah değersiz kişiye yüzünü gösterir.

• Ancak bizim gibi değersizlere, bayağılara karşı böyle değildir. Dikenden kurtarır da ona gül bahçesini gösterir.

• Bazen manevî kirlerimizi arındırır, bizi nüra doğru çeker götürür. Bazen eski zahitliğimizi elimizden alır da, bizi sarhoş meyhaneci haline sokar.

• 0 kölesini ne satar, ne de kimseye bağışlar. Onu pazarda satıyormuş gıbı göstererek ona bir taç, bir taht hazırlar.

• însan dünya sandığının içine hapsedilmiş bir arslan gibidir. Sandık kapanmıştır, kilitlenmiştir. 0 da kendisini yorgun ve bitkin göstermektedir.

 • Fakat günün birinde coşar, kükrer, sandığı kırar çıkar. Şimdi işsiz güçsüz görünüyor, ama insanın ne kadar güçlü olduğunu o zaman görürsün.

"İnsan dünya nîmetlerinin esiri olunca çok güçsüzdür.ayağı altına alınca güçlü olur.

• Aşk birdir, fakat şaşıların gözüne iki, dört göründüğü gibi, türlü türlü, çeşit çeşit şekillerde görünmektedir.

• Aşk yolunda her şey gül gibidir. Ama bu güller insanların gözüne diken gibi görünür. Nur, Hz. Müsa'nın ağacından, yanan (=ateş) olarak görünmedi mi?

• Bu selin sesi ab-ı hayattır. Söz yoktur, ses, söz gibi görünür.

• Gönülden bahsetmeyeceğime dair yemin etmiştim. Fakat gönül ayna gibi olduğundan içine düşenleri çaresiz göstermektedir.

 

362. Haberin var mı? Kış gitti, yaz geldi!

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 
(c. II. 7821

• Haberin var mı? Şehrimizde şeker ucuzladı. Yani şehrimize tatlı dilli değerli bir kişi geldi. Haberin var mı? Kış gitti, yaz geldi!

• Haberin var mı? Bahçede reyhan ile karanfil; "îş kolaylaştı" diye gülüşüyorlar.

• Haberin var mı? Bülbül yolculuktan döndü, geldi. Bahçede ötmeye başladı. Ötüşünün güzelliği ile bütün kuşlara üstad oldu.

• Haberin var mı? Bahçede ağacın dalı, kökten müjdeli bir haber aldı da ellerini sallayarak oynamaya başladı.

• Haberin var mı? Can bahar kadehiyle mest oldu da oynaya oynaya sultanın haremine geldi.

• Haberin var mı? Lale, yüzü kanlara bulanmış bir halde çıkageldi. Haberin var mı? Gül, çiçekler meclisinin başkanı oldu.

• Haberin var mı? Güzeller ötelerden geçip gelme izni aldılar da geldiler. Bağlara, bahçelere kondular, yeryüzü yeşerdi, güller, laleler, reyhanlar, çeşitli çiçekler uyandılar.

• Geçen sene kış mevsiminin korkusundan kaybolup giden yeşilin güzelleri güller, reyhanlar, şebboylar, karanfiller ve daha sayılamayacak kadar çok çiçekler, sanki kıyamet koptu da dirildiler. Bu sene hepsi de yüz kat daha güzel, daha hoş kokularla geldiler.

• Gül yüzlü güzeller ötelerden, yokluk aleminden oynaya oynaya geldiler. Bu gelişten gökyüzü memnun oldu da, onların ayaklarına yıldızlar serpti.

• Geçen sonbaharda azledilen, işten çıkarılan nergis, bu sene çiçekler mülküne başkan oldu. Gonca çocuğu da, beşikte konuşan Hz. îsa gibi yazmaya, okumaya başladı.

• Hakk aşıklarının meclisi bir kat daha süslendi. Seher rüzgarı hoş bir şekilde esmeye ve güzel kokular şarabını sunmaya başladı.

• Gönül perdesinin arkasında gizli nakışlar vardı. Bu yüzden bağlar, bahçeler, gönüllerdeki sırlara ayna oldu.

• Sen gördüğün bütün güzellikleri aynada arama da, gönlünde ara! Çünkü, "ayna" kendisi bir şekilden ibarettir. îçine düşenleri gösterir, ama kendisi cansızdır.

 

363. Aşıkın bedeni kefene sarılır, kabre konur ama, canı kefene sarılamaz.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
 (c. II, 778)

• 0 Hoten güzelin hayali gönlümden gitmez, şekerinin tadı da ağzımdan gitmez.

• Her an uygunsuz bir iş yapar, bir kargaşa çıkarırsam, beni ayıplamayın.

Senin gönlünden onun hayali gittiyse, Allah'a yemin ederim ki, benim gönlümden gitmez.

• Kolu kanadı yandığı halde zavallı pervanenin canı, mumun alevi sevdasından vazgeçmez de şamdanın etrafında döner durur.

• Bütün kuşlar, çayırlara, çimenlere gelirler. Ağaçlara konarlar, biraz dururlar, sonra her tarafa uçar giderler. Ama, bülbül güle aşık olduğu için o, çimenlikten, gül bahçesinden ayrılmaz.

• Can kuşu ise, her an uçmak için kanat çırparsa da, dostun bakışını umduğundan ötürü bedenden bir türlü ayrılamaz.

• Hallac-ı Mansur'u senin aşkınla darağacına astıkları zaman, ipte başını tuttu, çıkarmadı. "Madem ki, dostumun ipi gönlümün boynuna geçmiştir; bundan nasıl baş çıkarırım?" dedi, seve seve canını verdi.

• Testi kırılsa da, onun içindeki su kırılmaz. Aşıkın canı da böyledir. Bedeni kefene sarılır, kabre konur, ama, canı kefene sarılmaz, kabre konamaz, o ötelere gider.

 

364. Elinde duadan başka bir şey olmayan ne yapabilir?

Fe'ilatü, Ffi'ilatün, Fe'ilatü, Fa'ilatün 
(c. II, 767)



• Giizelim; cefayı bırak, kerem sahibine böyle davranış yakışmaz. Hiç kimsenin bulamadığı derdimi gör de ona derman ol!

• Çektiğim acıların haberini seher rüzgarından duyardım ama, gamından öyle bir hale geldim ki, gönlümün seher rüzgarından haberi bile yok!

• Ey saki, birazcık acele et de o kapıyı içerden kapa, kim gelirse; "Sizinle işimiz yok!" de, onu başından sav!

• Gönlünde vefa bulunmayan sevgilinin vefasına and olsun ki, bütün ömür boyunca şu anda yaşadığım gibi böyle neşeli, böyle mutlu bir an yaşamadım.

• Sen bize cansın, cihansın, bize bundan daha üstün bir mutluluk olur mu? Cihanın sonu yokmuş, yok olsun. Bundan aşıklara ne gam?

• 0 yüzde, o güzellikte kimyanın hüneri yoksa, sevgiliyle buluşma zamanında şu kara toprak nasıl oluyor da altın haline giriyor?

• Aman, ben yine sustum. Sevgiliye benim selamımı sen götür! Saygılarımı sen söyle! Ona de ki; "Elinde duadan başka bir şey olmıyan ne yapabilir?"

 

365. Zavallı pervanenin canı mumun alevine aşık!

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
 (c. II, 789)

• 0 Hoten güzelinin hayali gönlümden, şekerinin tadı, lezzeti de ağzımdan gitmiyor.

• Her an coşar köpürürsem beni ayıplamayın. Senin gönlünden onun hayali çıkıyorsa, Allah'a yemin ederim ki, benim gönlümden çıkmıyor.

• Bütün kuşlar çimenlikten, her tarafa uçar giderler. Ama, gönlünü güle kap-tırmış, gönülsüz kalmış olan bülbül, içinde gül fidanlarının bulunduğu çiçeklikten bir an bile gitmez.

• Zavallı pervanenin canı mumun alevine aşık, kolu kanadı yanmadıkça şamdandan, şamdanın etrafından gitmez.

" Sadî-i Şirazî hazretleri, Gülistan'mda:

"Ey bülbül! Git, aşkı sen pervaneden öğren. 0 yandı, yakıldı, can oldu, sesi çıkmıyor"

• Can kuşu her an uçup gitmek için, kanat çırpmada. Fakat belki dost bakar, görür ümidiyle bedenden ayrılmaz.

" Bu gazel Firuzanfer'in

776 numaralı gazele nazîre gibi, ona çok benziyor.

 

366. Tebrizli Şems hazretlerine karşı duyulan sevgi ve saygı.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Pa'ilatün. Fa'ilat
 (c. II, 757)

• Her ne kadar haset eden kişi incinirse de, sen o büyük varlığın (Tebrizli  Şems'in) vasıflarından bahset. Onun üstünlüğünu çekinmeden anlat. Zaten şu gök kubbesinin altında öteden beri haset etme huyu azalmamıştır.

• Ben dün geceyarısı kalktım, baktım ki, "gönül" yok! "Ne oldu; nereye gitti?" diye onu evin her tarafında aradım, fakat bulamadım.

• Sonra kendi evimden çıktım. Onu ev ev aramaya başladım. Nihayet zavallıyı bir yerde buldum. Orada "Ya Rabbî! Ya Rabbî!" diyerek secdeye kapanmıştı.

• Bakayım, kime kavuşmak istiyor, kime yalvarıyor diye onun yalvarışına kulak verdim. Ağlarken şunları söylediğini duydum.

• Gizli şeyler de senin önünde, aşikar olan şeyler de senin önünde. Sen her şeyi bildiğin gibi, elbette bunların her ikisini de bilirsin. Benim gizli olan seyim, şu içimdeki "sevgi ateşi"; açık olan şey de ah edişim, yalvarışım, yakarışımdır.

• Gönül, o padişahın eserlerini, vasıflarını sayıp duruyordu da, adını söylemiyordu. 0, gecenin karanlığında herkes uykudayken yalvarıp yakarmaya dalmıştı.

• 0, arada dudak ucuyla gizlice diyordu ki: "Adını söyleyemedim ama, o ad öd ağacından daha güzel kokar, kokusu her tarafa yayılır."

• Gönül diyordu ki; "Ey seven, sevilen Rabbim! Belki, bir insan bulunur da gece yarısı benim bu sözlerime kulak verir diye korkuyorum, ürküyorum.

• Birisi onun adını duyar da ona gereken saygıyı göstermez diye ödüm kopuyor. 0 güzel ada hürmetsizlik bana çok ağır gelir.

• Başka birisi adını işitir de, ona sevgi ve saygı gösterirse, bu defa kıskançlık beni yakar, yandırır." Böylece, gece yarısı yalvarıp duran gönül şaşırmış, ne yapacağını bilemez hale gelmişti.

• Derken gönüle hatiften, ötelerden bir ses geldi. "Sevdiğinin adını an, ey inatçı şaşkın, korkma, adını an, gam yeme; kimseden çekinme!

• Onun adı, senin canının muradına anahtardır. Çabuk, onun adını an! An da hemen sana kapıyı açsın!

• Gönül, haset korkusundan onun adını anamıyordu. Kapı da kapalı kaldı. Seher vaktine kadar bu hal devam etti. Derken ansızın gündüz oldu. Güneç doğdu, yüzünü gösterdi.

• Hatifin binlerce defa yalvarışı üzerine gönül, ancak "Tebriz" diyebildi. Aklı başından gitti, varlığından oldu.

• Kendinden geçince de o, efendiler efendisi Şemseddin'in, o cömertlik denizinin adı, gönlün yüzüne nakşoldu.

 

367. Bir hırsız gibi gönle gizlenen gam, 
vuslat polisinin eline düştü de daragacına asıldı.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün 
(c. II, 761)

• Seher vakti o kurnaz sevgili gül bahçesinden gelince, mest olanların naraları gül bahçesinden daha göklere kadar yükseldi.

• Yüzlerce cennet bahçesinden ab-ı hayatla sulanan, binlerce güler yüzlü gül, dikenlerin gönüllerinden başlarını çıkardılar.

• Gönüle bir hırsız gibi girerek bütün gece orada gizlenen gam, sevgilinin, vuslat polisinin eline düştü de darağacına çekildi.

• Zalimlerin elinde kalmıştık. Çok zulümler görmüş, acılar çekmiştik. Ümitlerimizi kaybetmiştik. Böyle bir durumdayken devlet gibi parlak uyanık bir gönül geldi, imdadımıza yetişti.

• Şu kirli dünyada, nefsanî arzular, maddî ihtiyaçlar peşinde koştuğumuz için, beden de can da ihtiyarlamıştı. Ona kavuşunca her ikisi de gençleşti, güzelleşti. Müşteri bulamayan, malını satamayan herkese ne de çok alıcı geldi.

• Hepiniz gönül ve dinin Selahaddin'ini görünce, "Hakk'ın sırlarından ne de şaşılacak bir güneş doğdu!" deyiniz

 

368. Onun aşk şarabı sunan iki sakî gibi olan gözleriyle 
dudaklarının elinden şarap için.

Fa'ilatiü, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
 (c. II, 754)

• Güzel yüzlülerin en güzeli, güneşi, salınarak geliyor. Ona yol açın. Yüzlerinizi onun yüzünün güzelliği ile ay gibi nürlandırın.

• Onun nürlu yüzü, eskiden ölmüş, mezarlarda çürümüş kişilere bile yüzlerce can vermede, onları diriltmede. Geçip gitmiş aşıklara müjdeli dirilme haberi verin!

• Onun aşk şarabı sunan iki sakî gibi olan gözleriyle dudaklarının elinden heıan şarap için, her an; "Çok yaşa deyin.

• Onun güzel bir ovaya benzeyen yüzünde hiç görülmemiş, acaip bir kuyu kazmışlar. Aklınızı başınıza alın da o ovaya gidin! 0 kuyuya düşmek için uğraşın!

• Onun bulunduğu çadırdan gece vakti bir aydınlık, bir nür belirdi. Atlarınızın kulaklarını o çadırın kurulduğu yere çevirin!

 

369. Kendinden habersiz,
 fakat dostun yerinden haberli olan kişi ne mutlu kişidir.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün
 (c. II, 759)

• Sevgilim; gönlüm senin emrine uymuş, sevdana kapılmış. Senelerin yıprattığı sararmış, solmuş yüzüm, senin ayrılık gamını çeker.

• Başım yüzünün güzelliğinin mesti, gönlüm tuzak olmuş hayalini yakalamış, bırakmıyor. Gözümden dökülen inci taneleri, senin denizinin köpüklerine serpilmek ister.

• Senden aldığım bütün armağanları, senin hayaline takdim ettim. Çünkü şeker gibi tatlı olan hayalinde senin güzel yüzünün parlaklığı var.

• "Hayalin" dedim, hata ettim, yanlış söyledim. Senin hayalin başka hayallere benzemez. 0 bütün güzellikleri, sevimlilikleri senin ihsanından alıyor.

• Sadberk gülü kendini senin güzel yüzüne benzettiğinden ötürü utandı da, senin huzurunda yerlere döküldü.

• Selvi, senin boyuna benzediğini sandığından yanıldığını anladı. Suçlular gibi başını önüne eğdi.

• Dost bizimle beraber olunca, her yer oturulacak, eğlenilecek yerdir. Kendinden habersiz, fakat dostun yerinden haberli olan kişi ne mutludur.

• Eğer sen bana kapını açmazsan, ben dama çıkar, bacadan içeri girerim. Seni görüp seyreden can, ne de güzel bir candır. Ne de bahtlı bir candır.

• Ben damlara çıkarım, tuzaklara düşerim ne yapayım ki, canımın ahüsu, yalnız senin ovanda koşmak, sana av olmak sevdasındadır.

• Sus ey deli aşık, şiir söyleme! Kanlar yut! Zaten dünyanın her zerresinde senin aşkının derdi, gamı var.

 

370. Senin aşkın, bir ay yüzlü sevgili dilber kılığına girdi de geldi.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatiin, Fa'ilat
 (c. II, 749)

• Seher vakti, gönlümü alıp gitmek için, sevgili mest olarak yanıma geldi. Ey Müslümanlar, bu mest dilberin elinden beni kurtarın. Bana yardım edin!

• Dün kalbim heyecanla çarpmakta idi. îki gözüm de seğriyordu. "Acaba! Ben kime kavuşacaktım? Gözlerim kimi görecekti?" diye düşünüp duruyordum.

• Seher vakti ben bu düşüncelerdeyken senin aşkın, bir ay yüzlü dilber kılığına girdi de bana geldi.

• Ben kim oluyordum? Dört unsur bile (hava, toprak, su, ateş) ondan mest olmuşlar; onun ateşi bana da neler eder, toprağa da, rüzgara da neler eder?

• Aşk, ondan gebedir. Bu cihan da aşktan gebedir. Bu dünya şu dört unsurdan doğdu. Fakat,unsur da aşktan doğdu.