321. Aşksız bedenin başı yoktur.

Fa'ilatün. Fa'ilatün, Fa'ilat
 (c-. II, 828)

• Aşkın sırları kime görünürse, artık onun varlığı kalmaz. 0 sevgili de yok olur.

• Yanan bir mumu güneşin önüne koy! Sonra dikkat et, bak; o mum güneşin ışığı içinde nasıl yok oluyor?

• Güneşin önüne koyduğun mumun nüru, hem yoktur, hem de vardır. Eserleri de öyle; hem yoktur, hem de vardır.

• İşte şu beden ateşi de, rühun nürunda tıpkı böyledir. Bu ateş hem vardır, hem de yoktur.

 • Bir ırmak denize doğru akar, çağlayarak aslından ayrı düştüğü için sanki ağlayarak, başını taştan taşa çarparak denize kadar gider. Denize dökülünce artık ırmaklığı kalmaz. Orada yok olur gider.

• Arayanlar oldukça istenilen yoktur. Ama istenilen gelirse artık aramak bir işe yaramaz.

• Aşksız beden, kendine bir külah arasa, boş yere aramaktadır. Çünkü, onun başı yoktur. 0 baştan başa sarıktan ibarettir.

• 0 ansızın bir gül yüzlüyü görse, o zaman o sarık da ona diken kesilir.

• Başında bu sırlar bulunan kişi benim gibi Şemseddin'in sevgisine düşer.

 

322. Yalnız fareyi değil, birbirlerine düşman oldukları için kediyi de yakalım!

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
 (c. II, 813)

• Kedinin uykuya dalması, küçük bir fareyi cesaretlendirdi de, matbahda bulunan bir erzak sandığını deldi.

• Matbahda çalışan küçük bir aşçı çırağı gibi ben de o fareyi ateşe atacağım.

• Yalnız fareyi değil, birbirlerine düşman olduklan için kediyi de yakalayalım, yüzlerce alevler çıkaran kızgın bir tandıra atalım, yakalım.

" Hz. Mevlana şu üç beyitlik küçük şiirinde pek büyük bir konuya temas etmektedir. Dünyada insanlar birbirlerine düşman olarak yaşamasınlar, birbirine düşman olanların yok olmaları daha evladır. Yüksek mevki', yarış, servet peşinde koşanların birbirlerini insafsızca harcamaları insanlık değildir. Firüzanfer baskısı 810 numaralı şiirinde de Mevlana, Alevî ile Sünnî'nin birarada yaşamalarından bahsetmiştir.

 

323. Ok yaydan kurtulunca artık biz ona hakim olamayız.

Müstef'ilün, Fe'ulün, Müstef'ilün, Fe'ulün,
 (c. II, 840)

• Sema'dan sonra o heyecanlar, o coşkunluklar nereye gitti? Ne dersin, sanki hiç bir şey olmamış, yahut da olanlar olmuş, ama hepsi de yok olup gitmiş.

• İnkar etme; Hz. Müsa'nın asasına bak; o bazen asa, yani elinde sopa, bazen de bir ejderha oldu.

• İnsanın şu bedeni de bir bakımdan ejderhaya benzer. Sanki o ejderha, bir alemi yutmuştur da, yuttuğunu gizlemek için dudağını dudağı üstüne koymuştur. Sonra tekrar asa haline gelmiştir.

• Yumurtaya benzeyen bir gevher deniz oldu. Deniz coştu, köpürdü. Köpüklerinden yeryüzü, dumanından da gökyüzü meydana geldi

Pussilet Suresi, 41/11.işaret var.

• Gerçekten de gizli bir atlı, çok kudretli bir padişah elbisesine bürünmüştür. Her an hamleler yapar, sonra yine aslına dönüp gider.

• Bizden gizlendi ama, onu yok oldu sanmayasın diye, o bulunduğu alemden ayrıldı, bir başka aleme gitti, göze görünmez oldu.

• Her hal, her davranış, her hareket beden yayındaki oka benzer. Ok, yaydan kurtulunca, artık biz ona hakim olamayız. 0 kendi hedefine, kendi isteğine doğru uçar, gider.

• Erkek ile kadının birbirlerine olan meylinden, sevgisinden ötürü kan coştu, bir katre tohum oldu. 0 tohumdan bir zerresi havalandı, böylece ötelerden, Gan aleminden ğelen insan askerlerine havada bir çadır kurdu.

• Can aleminden insan askerleri gelince, akıl vezir oldu, gönül de padişah oldu, geçti tahta oturdu.

• Bir zaman sonra, gönül ezeldeki vatanını, can şehrini hatırladı. Orasını özledi, oraya geri döndü. Orda da yine yokluk aleminden varlık alemine geri gitti.

" Mesnevî'nin IV. cildinin 3628 numara ile başlayan beyitleri, bu beyti açıklar gibi; "Bır adam yıllarca bir şehirde kalır da bir an gözünü kapayıp rüya görmeye başlayınca, kendisini iyi ve kötü şeylerle dolu bir şehirde bulur. Kendi şehri hatırından silinir. Kendi kendine, burası yeni bir şehir, ben buranın yabancısıyım demez. Ne şaşılacak şeydir ki. ruh da oturduğu, doğup büyüdüğü yerleri hatırlamaz."

• "Manaların gelip gitmesi nasıl oluyor?" dersen, uyku zamanındaki haline bak. 0 zaman, müşkilini çözer, sana gerçeği gösterir.

 

324. Süleyman karıncaların yanına gelse de, karınca Süleyman olsa ne olur?

Fe'ilatün, Pe'ilatün, Fe'ilat. 
(c. II, 836)

• Ey benim canım, bir gececik uyumazsan ne olur! Bir gececik olsun ayrılık kapısını çalmasan ne olur! 

• Dostların gönülleri olsun diye bir gececik sabaha kadar uyumazsan ne  olur! 

• Etrafa güller saçsan da, senin yüzünden bütün dünyayı güller, reyhanlar  doldursa, kaplasa ne olur!

• Senin gönül alıcılığın ile, can bağışlamanla iki üç cansız canlansa ne olur? 

• Kadehi ağzına kadar doldursan da, mahmurların başlarına döksen ne olur!

• Süleyman (a.s.) karıncaların yanına gelse de, karınca Süleyman olsa ne olur!

• Sus artık, perişanlığı bırak da derlen toplan, bir konuşmasan ne olur!

 

325. Hiçbir şey olmayan, bir şeydir.

Pa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 
(c. II, 831)

• Allah'ım, her zaman senin lütfun, kahrının arkasından gelir. Yoksa bu kahrı  kimse çekemezdi.

• Mahmurluk vermeden, beni daima aşkınla mest et. Çünkü ben üzüm suyundan yapılan şarabın verdiği mestliği istemiyorum.

• Biz bir kamışlığız, sevgilinin aşkı ise ateştir. Ateşin gelip bizi yakmasını bek-! liyorüz.

• Bu kamışlık ateşten su içer, yani ateşle sulanır, ateşle beslenir. Ona ateş düştükçe, yandıkça tazeleşir, yeşerir.

• Biz ebede kadar, sevgiliyle yemyeşiliz, ter ü tazeyiz. 0 öyle bir bahardır ki, arkasında kış yoktur.

• Yok olalım, her şeyden geçelim; çünkü yok olmak, var olan şeyledir. Hiç yok, yok olur mu?

• Hiçbir şey olmayan, bir şeydir. Ölmeyen, sonsuza kadar diri kalan kişi varlıktan, benlikten ölen kişidir.

 

326. Aşk yolunun durağı kanla yoğrulmuştur.

Fa-ilatün, Fa'ilatün,
(c. II, 830)

• Tertemiz, lekesiz rühlar, göklere doğru yükseliyor. Tortulu, kirli olanları da yerin dibine geçiyor.

• Gönül gözünü aç da ruhlara bak; nasıl geldiler, ne oldular, ne çileler çektiler, nasıl gidiyorlar.

• Madem ki, aşk yoluna düştün gidiyorsun, eteğini topla; çünkü bu yolun toprağı kanla yoğrulmuştur.

• Görmüyor musun? Lale, gül renkli etekliğiyle gidiyor. Ama topraktan kanlara bulanmış olarak bitiyor. Baş kaldırıyor.

• Benim canım, o gönüle doğru kanat çırpıp gitmede; çünkü o, pek güzel, pek neşeli, pek ölçülü gidiyor.

• Çünkü o can, Hakk'tan başka hiç bir şey istemedi. Şu öbür can, hayvanî can ise aşağılara, aşağılıklara gitmededir.

 

327. Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür.

Fa-ilatün, Fa'ilatün. Fa'ilat 
(c. II, 833)

• Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür. Onun sırrı nedir? "0 tek bir Allah'tır."

• Evlerin pencerelerinden içeri giren güneşin ışığı, her evin içine ayrı ayrı pencereden girdiği için bölünür gibi görünür. Ama bütün evlerin pencereleri kapanırsa bu bölünme, sayı ortadan kalkar.

• Bir üzüm salkımının üstündeki üzüm taneleri sayılabilir. Fakat o salkım sıkılırsa meydana gelen şırada sayı yoktur.

• Aslında ölüm, Allah'ın nüru ile diri olan kişinin ruhuna, beden zindanından kurtuluş yardımıdır.

• Ölüp giden kişiye kötü deme, iyi de deme; çünkü onlar, iyilikten de kötülükten de kurtulmuşlardır.

• Gözünü Hakk uğruna harca, herkesi kötü görme, görmediğini de söyleme, söyleme de gözüne bir başka göz, bir başka görüş verilsin.

• Başkalarında ayıp görmediğin için sana verilen o göz, gözlerin de gözüdür. Hiçbir şey ona gizli kalmaz.

• Bir göz, Allah'ın nuruyla bakarsa, her şeyi apaçık görür.

"beyitte şu hadîsten iktibas var;  "Mü'min, Allah'ın nüruyla görür.

• Her ne kadar bütün nürlar Allah'ın nüru ise de, sen hepsine birden .Hakk'ın nüru deme.

• Bakî olan, sonsuz olan nür Allah'ın nurudur. Fanî olan, geçici olan nür, bedenin sıfatıdır, cismin sıfatıdır.

• Ey Allah'ım, senin lütfunu, ihsanını görmüştür de onun için "göz kuşu" senin aşk havanda kanat çırpmadadır.

• 0 ötelere, göklerin de göklerine kadar yükselmiştir de seni arayıp durmadadır.

• Ya ona cemalinden bir göz ver. Yahut da bu cür'eti, bu ayıbı yüzünden onu kapından kovma.

• Sen, canın gözünü her an ağlat, fanî güzellerin boylarının, poslarının, güzel yüzlerinin tuzağından sen onu koru Allah'ım!

• 0, uykuda senin yüzünden bir uyanıklık gördü. Gerçekten de bu, bir olgunluk rüyasıdır, doğru yolu buluş görüşüdür.

 

328. Ey mana padişahı Selahaddin, sen bu süreti, bu bedeni bırakıp gitme de,
 insanın gücünü, insanda neler bulunduğunu meleklere göster!

Müstef'ilün, Fe'ulün,: Müstef'ilün, Fe'ilün,
 (c. II, 852)

• Şekerden, tatlılıktan, lütuftan başka ne gelir? Ay da nur bağışlamaktan, karanlık geceyi aydınlatmaktan başka ne yapabilir?

• Gül bahçesinde insanı hayran bırakan güzel renklerden, hoş kokulardan başka ne olabilir? îlkbaharda kabuğunun altına su yürümüş tazeleşmiş dalda yapraktan, çiçekten başka ne görülür?

• Güzelliği yaratan güzeli manen gören göz ne hale gelir, Allah aşkına bir bak da anla!

• Biz kendimizi coşkunluğa, mest oluşa, şaraba düşkünlüğe vermişiz. Biz böyle olunca, artık, bizden bundan başka ne gelir?

• Sen de mestsin. Daha da fazla mest ol! Altsız ol, üstsüz ol, kendinden geç, hiçbir şeyden haberin olmasın! Zaten haberden ne çıkar!

• Bizde bir parçacık varlık kaldı. Sakî erce davran, böyle az şarap sunmaktan ne çıkar? Sen bize o kırmızı şaraptan bol bol ver!

• Gül gibi gül renkli elbiselerle dışarı çıkalım. Mahmur olalım, deli divane olalım. Yatıp uyumaktan, yiyip içmekten elimize ne geçer?

• Ey mana padişahı Selahaddin, ey kamil insan! Sen bu süreti, bu gölge varlığı bırakma, bu bedenden kurtulma, bu alemden gitme de insanın manevî gücünü, insanda neler bulunduğunu, insanın elinden ne geldiğini meleklere göster!

 

329. Allah'ım gayb aleminin sakîleri bize mana şarabı sunsunlar!

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
 (c. 11, 812)

• Sonsuz olan mana şaraplarının küpleri coşsun, köpürsün. Ezel şarabını içenlere de afiyetler olsun!

• Temiz keskin gözlülerin kulaklarında hep senin aşk küpelerin bulunsun!

• Dün gece sakîye; "Aklını başına al!" dedim. Sakîde bana; "Sen aklını başına al da aşk şarabını iç, mest ol! Aklın başından gitsin! Çünkü akıl, aşk yoluna düşenlere bir ayak bağıdır." dedi.

• Allah'ım, Gayb Alemi'nin sakîleri mana şarabını sundukça sunsunlar da iki dünyadan da; "îçtikçe için!" sesi duyulsun.

• Allah'ım sırrı daima örten "akl-ı küll" mest olsun da, aşk sırrını örten yer de açılsın, kaldırılsın!

• Her seher vaktinde güzellik güneşi, seher gibi örtüsüz bir halde kucaklara düşsün!

 

330. Can kuşum, aşka doğru uçmazsa kanadı kırılsın.

Fa'ilatün, Fa'ilatün,
(c. II, 827)

• Aşıklara, dokuz gök de kul köle olsun! Aşıkların devleti, mutluluğu ebedî olarak yaşasın!

• Aşıkların bağları, bahçeleri hazan görmesin! Daima yemyeşil, ter ü taze kalsın! Aşıkların güneşi batmasın, her zaman parlasın dursun!

• Ebedî aşk sakîsi, kıyamete kadar elinde kadehi bize gelsin!

• Gönül bülbülü, ebedî olarak mest olsun, can tütîsi daima şekerler yesin! 

• Can kuşum, aşka doğru uçmazsa kanadı kopsun, kırılsın!

• Aşk, beni ağlarken gördü de güldü. Dilerim bütün dünya, bu gülüşler yüzünden gülüşlerle dolsun, dünyada ağlayan kimse kalmasın! Bütün insanlar, iyi kötü herkes gülsün, neşelensin!

331. Arifler; sende bulunmayan sevgiyi yakalar,
 sana getirirler, sen de aşık olursun.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 
(c. II, 804)

• Ey güzel; senin yüzünün hatlarından, benlerinden bir ferman, bir buyruk getirseler, benim şu yaralı ve hasta gönlüm canlanır.

• Aşıklar, senin güzel hayalini rüyalarında görseler, ağlayan gözlerinden nice seller meydana gelir, akar.

• 0 ne mutlu gündür, ne hoş vakittir ki, sakîler elinden tutup seni bize misafir olarak getirirler.

• Seni gören süfîler, kamere benzeyen kaşlarını mihrap sanarak secde ederler. Ariflerse; sende bulunmayan sevgiyi yakalar, sana getirirler. Sen de aşık olursun.

• Senin şüh gözlerin insanı şaşırtan cilvelere başlayınca, kafirler de müslüman olur, iblis de..

• Puta tapanlar senin güneş gibi parlak yüzünü görseler, boyunun endamının güzelliğine iman ederler.

• Ötelere, yüceler alemine senden az bir koku gitse, kutsal canlar, şu dönen gök kubbenin üstünde oynamaya buşlarlar.

• Senin çenenin çukurundan ab-ı hayat getirdikleri zaman, can da, gönül de, her ikisi de senin şekerler kamışlığına feda olsunlar.

 

332. Herkesi, her güzeli denedim, senden daha hoşa gider kimse bulamadım.

Fe'ilatü, Fe'ilatün, 
(c. II,770) 

• Herkesi, her güzeli denedim, senden daha hoşa giden kimse bulamadım. Denize daldım, senin gibi bir inci elde edemedim.

• Şarap küplerinin ağızlarını açtım. Binlerce şarap küpünden tattım. Senin şarabın gibi ağza, dudağa hoş gelen, insanın başını döndüren, insanı kendinden geçiren bir şarap bulamadım.

• Şaşılacak şeydir ki, gönlümde güller, yaseminler biterken; senin gibi latîf bir yasemin göğüslü kucağıma gelmedi.

• Senin peşinde koşma dileğimi, bir iki gün terk ettim. 0 zaman anladım ki, dünyada senden başka ulaşamadığım, elde edemediğim hiç bir dilek yoktur.

• Sen öyle büyük, öyle eşsiz bir padişahsın ki, iki üç gün sana kul köle oldum da, öyle şereflendim ki, dünyada hiçbir padişah kalmadı ki, bana kul köle olmasın.

• Aklım bana dedi ki: "Kalk, misafir gelmedi diye ayağı kırılmış gibi ne oturuyorsun? Kalk gökyüzü misafirlerine doğru uç git!"

• Bedenimden gönül güvercinim çıktı, senin evinin damına doğru uçtu. Ben, arkasından "Gönül güvercinim gitti, gelmez!" diye bülbül gibi feryada başladım.

• Sonra gönül güvercinimi yakalamak için doğanlar gibi peşinden uçtum. Öyle havalandım, öyle yükseklere vardım ki, benimle beraber ne devlet kuşu, ne de zümrüd-i anka oralara gelebildi.

• Ey perişan beden, ey pişman olmuş gönül! Her ikiniz de gidin, ikinizden de kurtulmadıkça, bana başka bir gönül gelmedi. 

 

333. Mezarımın yanından geçersen, ölmüş beden dirilmez de ne yapar?

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilat
 (c. II, 835)

• Daima gülüp duran gül, gülmez de ne yapar? Güzel kokular yayan misk kokan yaprağını, yaprak gibi açmaz da ne yapar?

• Gülmekte olan nar, çatlayarak ağzını açtıktan sonra derisine sığmaz da ne yapar?

• Karanlık gecelerde göklerde parıl parıl parlayan "ay", güzelliğinden nazdan başka ne gösterir, nesini beğendirir, ne edebilir? ,

• Güneş parlamasa, nürlannı her tarafa saçmasa, şu sonsuz, görülmemiş gökkubbede ne yapabilir? 

• Zavallı gölge, güneşin nürunu görünce secdeye kapanmaz da ne yapar?

• Aşık, Sevgilisinin gömleğinin güzel kokusunu duyunca, kendi gömleğini yırtmaz da ne yapar?

• Sevgilim; bana acır da benim mezarımın yanından geçersen, ölmüş beden dirilmez de ne yapar?

 

334. Akıl, senin mahallenin başından geçince tatlı canından olur.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün 
(c. II, 803)

• Dünyada candan hoş, candan tatlı ne vardır? Öyle olduğu halde akıl, senin mahallenin başına gelince, tatlı canından vazgeçer.

• Sevgilim, senin güzelliğin gökyüzü kalesine saldırırsa, gökyüzünde oturanlardan; "Aman aman!.." sesleri duyulur.

• Ey ilkbaharın bile kıskandığı güzel, sen bir seher vakti, dünya bahçelerinden geç de artık gül bahçelerinden, çayır çimenlerden sonbahar kalksın gitsin ve bir daha geri gelmesin.

• Göklerin sırtı, şu ağır yük yüzünden, bükülmüştür. Ey latif ve hafif rühlu dilber! Senin yiizünden ağır yükler hafıfler, duyulmaz olur, geçer gider.

• Ben, senin okun gibiyim. Bana kol kanat lütfet! Yay kurulup ok atılınca, ne de hoş uçar gider.

 

335. Şu kainatta bulunan her şey, her zerre bile o şarapla mest olmuştur.

Mefulü, Fa'ilatü, Mefa'îlü,
(c. II, 865)

• Sevgilim şarap getir! Günler durmadan geçip gidiyor. Gamın acılığı ancak o kadehin verdiği lezzetle gidiyor.

• 0 öyle bir kadeh ki, akıl da rüh da onun arkadaşları, onunla düşüp kalkıyorlar. 0 gönül gözü kör olan nefsin sunduğu şarapla kurulan tuzak değildir.

• Sen insanı ateş gibi yakıp yandıran aşk şarabı ile dolu bir kadehle kapıdan içeri girince, vesvese veren gam şeytanları duman gibi bacaya doğru kaçıyorlar.

• Başına yıkamak için kil sürdünse; yıkama, bırak öylece koş, başın killi olduğu halde koş! Zamanın kıymetini bil, çünkü zaman gelip geçiyor.

• 0 şarabı ver de, aklı alanı, ayıklığı gidereni coştur! Ham sözler söyleyen kişiyi de pişir, olgunlaştır!

• Sen o şaraptan güneşe, aya, gökyüzüne verdiğin için onların her biri o şarabın neşesiyle emrine uymuşlar, kendilerinden geçmişler, dönüp duruyorlar.

• Allah'a yemin ederim ki, yalnız insanlar değil, şu kainatta bulunan her şey, her zerre bile o şarapla mest olmuş, kendinden geçmiş. Ama o şaraba kanmamış, yine de şarap sunmanı özlemede.

• 0 şarabın hararetiyle sabrını, kararını, tevbesini kaybeden bu cana, yine o şarapla bir huzur, bir rahatlık lütfet!

• Sarhoşlar, o şarabın kokusunu alınca, bir anne yetim kalmış çocuğuna nasıl merhametli davranırsa, öyle merhametli olurlar.

• Bugün toprak, o şaraptan kana kana bir yudum içti de güneş gibi kerem kadehini doldurdu. îyi kötü herkese, her varlığa sunmada, herkese lütuflarda, ihsanlarda bulunmadadır.

• Hakk yolunda yürüyen kişi, o şaraptan içip mest olmamışsa bütün topal insanlardan bile geride kalır. Fakat o, mana şarabından içerek kendinden geçmişse, bir adımda Kabe'ye varır.

• Sus artık, ham adamın yanında şaraptan bahsedip durma! Şarabın adını bile ağzına alma! Çünkü onun hatırına hemen insanı rezil eden üzüm şarabı gelir.

 

336. Güzel gözlerin gücü!

Mefulü, Fa-ilatü, Mefa'îlü, Fa'ilat 
(c. II, 867)

• Bu kadar tatlılık, bu kadar güzellik, bu kadar mestlik; ezel ressamı senin büyüleyici mest gözlerine bu kadar tatlılık, bu kadar güzellik, bu kadar hoş renkler, bu kadar nürlu bakışlar lütfetmiş.

• Şaşılacak şey şu ki: Senin güzel gözlerin, her an binlerce göz yaratıyor, çünkü Allah, onlara kendi yaratma gücünden güç vermiş, kudretinden kudret vermiş.

• Yarattığın o gözlerin hepsi de gözlerine dalmış, şaşırıp kalmış, hepsi de senin güzel gözlerine binlerce rahmet olsun demede.

• Gözlerin, padişahlık tahtına geçmiş oturmuş. Gözlerini gören can "Aman, aman merhamet!" diye feryada başlamış.

• Mavi gökyüzüne; "Sen dünyada hiç böyle giüel göz gördünmü?" diye sordum. And içti, yemin etti de; "Hiç mi hiç böyle göz gördüğümü hatırlayamıyorum." dedi.

 

337. Sen, ikilik kadehini kır, bir ülkede iki padişah olunca fesad çıkar.

Müfte-ilün, Fa'ilat, Müfte'ilün,

• Rnhlar aynı duygularda, aynı görüşlerde birleşince, benim canımla senin canın bir oldu. Bizde bulunan şu iki can, ikisi de bir oldu, bir can oldu.

• Tek sayı, bir adedi neden çoğaldı? Kötü huy yüzünden çoğaldı. Bizim başımızda esen çeşitli rüzgarlar, çeşitli duygular bir rüzgarın ateşinden doğdu.

• Önceden birdi, ama dalgalar o birliği çoğalttı. Bu ayrılık, o rüzgarın dalgaları çoğaltması yüzünden oldu.

• Sen, ikilik kadehini kır! Rüzgara da şarap verip sarhoş etme, onu kararsız kılma, azdırma. Bir şehirde iki padişah olunca huzur olmaz, fıtne fesat çoğalır.

• Gündüz, geceden üstün, geceden daha güçlü, çünkü onun güneş gibi tek bir mumu var. Halbuki, gecenin acizliğinden ötürü her tarafta bir çok mumu yanar, yanar ama, yine karanlıktır. Mumların çoğalması bir işe yaramaz.

• Gerçi kulların Rabb'inden her nefeste bir rahmet gelir. Gelir ama, vakti gelince Rabb kalır, kullar yok olur gider.

 

338. Her gecemiz senin sayende Kadir gecesi, her günümüz de bayram oldu.

Mefulü, Fa'ilat, Mefa'îlü, Fa'ilat
 (c. II, 879)

• Sabah vakti geldi. Bugünkü hayatımızın üzerinde hiç bir yazı bulunmayan bir sayfası açıldı. Bakalım oraya ne yazılacak? Gökyüzünde de bir beyazlık, bir kafur rengi belirdi. Bakalım bugün neler olacak?

• Ezeli aşk şarabını içen, yahut ondan tatmış olandan başka hiç kimse şu görünmeyen bir muammaya benzeyen hayat yolundan bir koku alamaz. Niçin yaratılmış olduğumuzu anlayamaz.

• "Yeryüzünde yaşayan varlıkların en şereflisi olan şu insana bir çok meziyetler veren, onu akıllı ve güzel yaratan, ona iyi huylar veren, onun yüzünü ağartan kimdir?" diye gündüz şaşırıp kalmıştır. Gece de; "Ona kan dökmeyi, fesat çıkarmayı, kötü işler işlemeyi öğreten, onu huysuz ve çirkin yaratan, onun yüzünü günahlarla karartan kimdir?" diye hayret içindedir.

• Yeryüzü de, üstünde olup bitenlerden hayretler içinde kalmış, bir tarafta otlar, çimenler, çiçekler, güller, ağaçlar, meyveler; bir tarafta da çeşit çeşit renklerde, biçimlerde sayısız hayvanlar yayılıp durmadalar.

• Dünyadaki varlıkların yarısı yiyen, yarısı da yenen; yarısı hırs içinde, fakat tertemiz, öbür yarısı ise pis mi pis?

 "Dünyadaki varlıklann yarısı yiyen, yarısı da yenendir" görüşüne Hz. Mevlana Mesnevisinin 3cü. cildinin 30 numaralı beytinde de temas etmiştir:"Bütün alemi sen, yiyen ve yenilenden ibaret bil!" diye buyurmuştu. Ziya Paşa merhum de "Tercî'-ı Bend" adlı meşhur şiirinin 4. bölümünde şu mealdeki beyitlerle aynı konuyu yazmıştır;

"Ceylanlar, arslanların dişlerine lokma olur. Kuzuyu kurt parçalar, sineklerin bir suçları olmadıkları halde örümceklere gıda olurlar. Masum bir varlıkken güvercini şahin avlar. Tavşancıl kuşu kaplumbağayı yakalar. Zayıf kurbağayı yılan yutar. Tavukları çaylak parçalar. Fareyi kedi kapar. Serçeyi atmaca yakalar. Yerde sürünen yılanı kuş bile yakalar. Denizlerdeki balıklar bazen uçan kuşlara lokma olur..."

Bu hadiseler karşısında adaletsizlik düşünmek ahmaklık olur. Yeryüzünde hayatın devam etmesi için bu hadiseler devam eder. Bir Kurban Bayramı arefesinde mavnalarla kurbanlık koyunların götürüldüğünü görerek;

"Din şehit ister, asuman kurban, Yine bak her tarafta kan kan!" diye sızlanan Tevfik Fikret, hataya düşmüştür.

Hikmetinden sual olunmaz, büyük yaratıcı, hayatın sürüp gitmesi için bunu yapmıştır. Mikroplardan başlayıp insanlara kadar her mahlukun birbirini yemesi, hayatın devamı için şarttır. Bitkiler topraktan bitirme gücünü alır yerler, pişirirler, biterler. Onları hayvanlar otlar. Hayvanları insanlar keser yer. Kasap dükkanlarında çengellere asılı kuzu butlarını alan Jak Russo marazi bir görüşle çengellere asılı çocuk butları olarak görmüştür. Etleri, meyveleri yiyen insanı da mezarda toprak yer, eritir. Bu hal bitkilere, hayvanlara, insanlara münhasır değildir. Cansız sandığımız varlıklar da birbirini yer. Denizler coşkun dalgalarla karaları yerler. Koylar, körfezler meydana getirirler. Karalar, nehirleri vasıtasıyla getirdikleri kumlarla ve taşlarla denizi doldururlar., yarımadalar meydana gelir.

• Geceleyin uyumak bir çeşit ölümdür. Sabahleyin uyanmak ölümden sonra dirilip yaşayışa kavuşmaktır. Ey gam, beni öldür! Ben Hz. Hüseyin'im, sen ise Yezid'sin!

• Inci; "Bunu kim alır?" diye kendini mezada koydu. Kimsede onu alacak para yoktu. Pey sürdü, yine kendisini kendinden kendisi satın aldı.

• Saki, bugün hepimiz sana misafiriz. Her gecemiz senin sayende "Kadir gecesi", her günümüz "bayram" oldu.

 

339. Aşk, hakîkat deryasından gönle doğru akıp gelen bir ırmaktır.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Failatün, Fe'ilün 
(c. II, 798)

• Sevgilim; seni sevdiğim için herkes tarafından ayıplanmam, çekiştirilmem, kınanmam, bir ayıp, bir suç değildir. Zaten aşktan haberleri olmayan gönüllerle, ölmüş kişilerle uğraşmak yersizdir.

• Aşk can tatlılığıdır, bütün tattır. Manevî bir zevktir. Bu manevî zevkin duyuluşunun bir şekli, bir rengi de yoktur. Bu zevk anlatılamaz.

• Aşk, hakîkat deryasından ayrılmış, gönle doğru akıp gelen, sonunda gönle dökülen bir ırmak gibidir. Aslında, bu daracık gönül, deryanın ve incinin sığacağı yer değildir.

• Sen aklını başına al, nefis sahilinden kurtul da, hakîkat deryasının içine dal, böyle bir denizde timsah korkusu yoktur.

• Aşk aynası paslanmamışsa, üstünde günah tortuları yoksa, iki dünyanın da şekli orada görülür.

 

340. Ben, içmeden mest oldum, kendimden geçtim.

Fe'ilatü, Fa'ilatün, Fe'ilatü, Fa'ilatün 
(c. II, 773)

• Seher vakti o güzeller padişahı, sakîler gibi elinde testisi ve kadehiyle odamıza geldi.

• Geldikten sonra, ben onun ne testisini görebildim, ne de kadehinden tattım. Fakat başınıda, beynimde binlerce şarap dalgası coştu, kaynadı da, ben içmeden mest oldum, kendimden geçtim.

• Aklım, fikrim güneşe, aya, yıldızlara benzer. Sayısız kanatlar açtı. Ben göklere yükseldim, ötelere gittim.

• Kutlulukla, neşeyle manen onun cemalini, güzel yüzünü gördüm de, o sebeple iki gözüm de dünyayı ve ahireti görmez oldu.