291. Düşünceleri gönlünden at gitsin, çünkü düşünce gönle tuzaktır.

Mefa'îlün, Fa'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün,
 (c. II, 907)

• Sevgilim, şu zavallı gönlümü, senin ayrılığının eline verme, kendini senin uğrunda feda edeni öldürme, bu davranış sana yakışmaz!

• Lutfettin, keremlerde bulundun. Layık olmadığım halde beni beğendin, sonra benden uzaklaştın. Ey vefalar eden azîz varlık, bu cefalar sana yakışmıyor!

• Gönül gibi sen tamamıyla yüzden ibaretsin. Gönülde arka yoktur. Arkanı bize dönme, bizden yüz çevirme, bu hal sana yakışmaz.

• Buluşmamıza dair diller döktüm, yalvardım, yakardım, ricalarda bulundum. Lütfun "Peki!", dedi "Evet!" dedi. "Peki!", "Evet!" dedikten sonra "Neden?"demek sana yakışmaz.

 • Sen çok tatlı bir varlıksın, sekerler, ballar madenisin. Şekerler, ballar, tatlı diller; acı sözler söylemez. Bu sebeple yüzümüze karşı acı sözler söyleme, bu sözler sana yakışmaz!

• Her biri can gibi olan güzel sözleri söyle, bu gece vakti çırağ'ı gizleme, bu hal sana yakışmaz.

• Bedeni yıpratıp harap eden gamın ne bedenin içinde, ne de dışında. Gam, öyle bir ateştir ki, yeri yoktur. Nerededir, bu söz sana yakışmaz!

• Gönlümü, neliksiz, niteliksiz, nasıl olduğu bilinmeyen Hakk Alemi'nden;

hayalimi de aynı alemden olan gönlümden; beni de bu iki misafir arasından ayırma, bu davranış sana yakışmaz!

• Evin kapısını kapama, süfîlere iltifat et; "Haydi içeri geliniz!" de. Yalnız başına oturup turunç yeme, bu sana yakışmaz!

• Ey gönlüm, düşüncelere karşı uykuya dal! Düşünceleri gönlünden at gitsin! Çünkü düşünce, gönle tuzaktır. Cenab-ı Hakk'ın huzuruna her şeyden ayrılmadan, her şeyden kurtulmadan gitme! Bu sana yakışmaz!

 

292. Şu anda sen "beden kabri"nin içindesin, bundan senin haberin yok!

Mefa'îlün, Fa'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün,
 (c. II, 909)

• 0 öyle bir padişahtır ki, topraktan padişahlar yaratır. Bir iki dilencinin hatırı için kendini dilenci yapar.

• Ölünün yanından geçer, ona can verir. Derde bakınca, derdi deva haline getirir.

• Rüzgarı üşütür, dondurur. Sonra onu su haline getirir. Suyu kaynatır, hava.yapar.

, • Dünyaya hor bakma, çünkü fanidir. Sonunda o bu fani dünyayı da "beka", (ebedîlik) haline getirir.

• Gönülde binlerce kilit olsa bile korkma! Sen aşk dükkanını araştır, bul! Orada gönüller anahtarı vardır!

• Biri var ki, kalemsiz, fırçasız bu dünya puthanesinde bizim seyretmemiz için binlerce güzel resimler, tablolar yapıyor.

• Bizim için binlerce Leyla resmi yaptı ve binlerce Mecnun resmi yaptı. Allah'ın kendisi için yaptığı bu resim ne güzel bir resimdir!

" Al-i Imran Suresi, 3/27. ayete işaret var.

• Gönlün demir gibi sert bile olsa ağlama; kereminin cilası onu parıl parıl parlayan bir ayna haline koyar.

• Dostlardan ayrılıp mezara, toprak altına gittiğin zaman yılanlardan, karıncalardan sana güzel yüzlü dostlar yapar.

• Bak şu anda sen, yaşıyorum sanıyorsun. Aslında, sen beden kabrinin içindesin, o sana bu beden kabrinin içinde, zaman zaman ne gönüller kapan hayaller yaratıyor. Ne güzel tablolar yaratıyor, ne hoş resimler çiziyor.

• 0 bunları nerede yapıyor, yaratıyor? "Kimsecikler laf etmesin" diye o iş yurdunu gizlemiş. 0 büyük yaratıcıyı, o eşsiz san'at sahibini bulmak için göğsünü yarsan bile, içeride hiç bir kimseyi bulamazsın.

• Küçük iki yağ parçası içinden akıp gelen, şu iki nur ırmağına, gözlerine bak da onun asayı ejderha haline getirmesine şaşma!

• Şu iki kulağına bak, sözleri içeri çeken kehribar nerede? Ne şaşılacak bir yaratıcı ki, iki deliği sözleri çekip alan bir kehribar haline getirmede!

• İlahî binaya, beden sarayına canı çağırır, onu saray sahibi eder. Sonra o saray da oturanı çekip alınca, o saraydan yine bir başka saray meydana getirir

• Saray sahibinin bedeni kabre, yer altına alınmıştır. Ama, gönlünü de Allah'a yurt olarak vermiştir.

"Bu beyitte; "Allah yere göğe sığmadı, mümin kulunun gönlüne sığdı." hadîsine işaret var.

 

 

293. Benim gözüme hiç bir güzelin güzelliği görünmüyor.

Mefülü, Fa'ilatü, Mefa'îlü, Fa-ilat
 (c. II, 878)

• Güneşli havalarda ova ne kadar hoştur. Ne kadar hoş görünür! Güller açtığı zaman da gül bahçesi çok güzeldir.

• Gördüğümüz şu güneşten başka bir güneş vardır ki, onun fermanı, onun emri, onun hükmü ile bizim bu güneşimiz iş görmekte, nurlar saçarak gökleri . dolaşıp durmaktadır. 

• Sevgili mal verene, altın bağışlayana kendini öptürmez. 0 aşk derdi ile sararıp solan gerçek aşka yanağını uzatır.

• Kanat çırparak uçuşan şu dudu kuşlarına bak! Kendilerine şeker veren bir şeker dudaklıya doğru uçup giderler.

• Dünyada herkes bir şeker dudaklıyı seçmiş ve sevmiştir. Bizim de bir şeker  dudaklımız vardır ki, o da bize bambaşka şekerler verir.

• Bizim de öyle bir şeker dudaklımız vardır ki, şekerler ondan şeker dilerler.

•Bizim öyle bir padişahlar padişahımız var ki, bize saltanat bağışlar, zaferler verir.

• Eğer padişah oğluysan, himmetini yücelt, padişahın sana taç bağışlamasını, kemer kuşatmasını yeter bulma!

• Elbiseni çıkar, soyun, koş, ab-ı hayata dal da topraktan yaratılmış olan varlığın sana yakutlar, inciler versin!

• Aşka doğru koş! Sana gelip geçici olan güzelliği gösterip, sana dert veren, kan ağlatan sevgiliden çekin!

 • Şu dünyada benim gözüme hiçbir güzelin güzelliği görünmüyor. Çünkü, ezel nakkaşı, can bedenine gayb aleminden şekiller vermede, onu bir başka çeşit süslemededir. Ben o güzellikleri, o süsleri görmek isterim.

• Aklı, kendisine kevser suyundan haber veren kuş, nasıl olur da kör kuşlarla beraber acı su içer?

• İki gözümüzü de Hakk kendi güzelliği ile doldurdu. 0 öyle güzeller güzeli ki, "Ay" bile onu güzelliğini görse, hemen uğrunda, canını feda eder.

 • Diinya güzelleri bile, onun dilencisinin gözüne toprak gibi görünmede, Allah'ın görüş kabiliyeti verdiği göz, nasıl olur, nasıl görür; bir düşün!

 

294. Korku ve Ümit

Mef'ülü, Fa'ilatü, Mefa'îlii, Fa'ilat 
(c. II, 876)

• Ne zamana kadar, ümit ve korku arasında çırpınıp duracağım? Ne zamana kadar, umarak ve korkarak hırkamı yırtacağım. Ey saki, sen bana, ümitten de, korkudan da kurtulmam için aşk şarabı sun!

• Dıişünceleri, kaygıları yakıp yandıran ateş dolu kadehi önüme getir bana sun çünkü, başımda ümidin de korkunun da getirdiği düşünceler var, üzüntüle rvar.

"Mevlana'nın bu beyiti Ahmet Haşirn'in Piyale'sini hatırlattı: "Ateş doludur, tutma yanarsın, / Karşında şu gülhan piyale

•Gamlar, kederler lüfunda boğulmamak için ümit ve korku demirini atmış i ekliyoruz. Gel, Nuh'un gemisi gibi olan kadehini yürüt, sun, bizi mest et bizi bizden al da kurtar!

• Kevser suyunun bile aşık olduğu bu îlahî şarabı bana sun! 0 şarapla benirn susuzluğumu gider! Çünkü ümide ve korkuya kapılmışım da kevser hevasına düşmüşüm.

• Halil îbrahim (a.s.) gibi ateşin ta içindeyim. Azer gibi ümidlere kapılmışım,korkulara düşmüşüm de ümitlerden, korkulardan put yontmadayım; o şarabı bana gönder, beni kurtar!

 

295. Bir gülün aşkı ile rüzgar gibi her taraftan kaçıyorum.

Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün, 
(c. II, 900)

• Onun lütuf eteğini tut, hem de sımsıkı tut ki, birdenbire kaçmasın! Fakat şu tuttuğunu ok gibi çekme ki, fırlayıp kaçmasın!

• 0 ne akıl almaz işler yapar, ne nakışlar, ne san'at eserleri ortaya koyar. Şekillerde, süretlerde görünür, ama kendisi can yolundan kaçar gider.

• Sen onu göklerde ararsın, ay gibi suyun üstüne düşer, orada parıl parıl parlar. Sen onu bulabilmek için suya girersin. Bu defa o gökyüzüne kaçar.

• Sen onu mekansızlık aleminden ararsın, o izini sana mekan aleminde gösterir. Mekan aleminde aramaya çalışırsın, o mekansızlık alemine kaçıverir.

• Şüphe kuşunun bedeninde, tez giden ilham habercisi yoktur. Bu sebeple ondan, doğru haber alınamaz. Şunu iyi bil ki, yakîni bilen kişi şüpheden kaçar.

• Usandığımdan değil; korkuya kapılır, şundan bundan kaçarım. Çünkü o pek latîf olan sevgilim, şundan bundan kaçar. 

• Bir gülün aşkı ile rüzgar gibi her taraftan kaçıyorum. Benim gönül verdiğim bu gönül, sonbahar rüzgarının korkusu ile gül bahçesinden kaçan gül değildir.

• Adını söylemeye niyet edince öyle kaçar ki: "Filan kaçıyor!" demeye bile imkan bulamazsın.

• 0 senden öyle kaçar ki, bir kağıda resmini yapsan, resim bile kağıttan uçar gider, hatta gönülde nişanı bile kalmaz.

 

296. Ben kavuşma gününde şimşek, ayrılık gününde de ağlayan bulut gibiyim.

Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün,
 (c. II, 924)

• Kutsal ruhlara benden selam söyleyin. Bizden önce gelip gitmiş aşıklara benden haber gönderin, haber götürün.

Merhum Yahya Kemal, Veda gazelini yazarken acaba Mevlana'nın bu beytini mi açıkladı:

"Dünyada bu iksîr ile mes'üd olan ervah, 
Ukbada da sermest-i müdam olsun erenler 
Tekrar mülakî oluruz bezm-i ezelde
Evvel giden ervaha selam olsun erenler"

• Ben vuslat gününde şimşek gibiyim. Ayrılık gecesinde ise buluta benzerim. Söyle bakalım, sen bu iki karmakarışık halden hangisindensin?

• 0 güneşin önünde ayın, yıldızın, mumun, kandilin adını anarsanız, Allah sizden hoşnut olmaz.

• Onun aşkının matbahını bırakır da şu zenginlerin sofrasına giderseniz, çanağınız boş kalsın, aç gözlü bir dilenci olun.

• Siz gönül ateşini nereden alabilirsiniz? Ben size yol göstereyim: Salına salına hoş bir şekilde yürüyüp giden padişahlar padişahının atının nalından çıkan şimşekten alırsınız.

• Sevgilinin bulunduğu yere ölüyü götürseniz dirilir, oraya haram götürseniz helal olur.

• Onun aşkı, mademki canın ayağından binlerce bağı çözüyor; öyle ise, ne olur iki elimden de tutun, beni oraya götürün.

• Ben bu gazelleri aşk levhasından yazdım. Tebriz'in övündüğü Şems'e bunları, bu kuldan bir armağan olarak götürünüz.

 

297. însanın değeri ne ile ölçülür; bilir misin? 
Aradığı şeyle! însan neyi ararsa ona layıktır.

Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün,
 (c. II, 916)

• Yerden biten, baş kaldıran ağaç ve yaprak şunu söylerler: Hocam, ne ekersen ancak onu biçersin.

• Sana sayılı olarak verilen nefeslerden eğer son nefesin kaldı ise, aşktan başka hiç bir şey ekme! Çünkü insanın değeri neyle ölçülür, bilir misin? Aradığı şeyle. İnsan neyi ararsa ona layıktır.

• îki elini de kendinden, kendi varlığından yıka, kendini görmekten, kendini beğenmekten kurtul, kurtul da gel aşk sofrasına otur! Çünkü, su, temizlik için,elyüz yıkamak için yaratıldı.

• Sevgilisi kendi evine gelmek lütfunda, tenezzülünde bulunmuşken, ev sahibinin evine gelmemesi, boş yere sağda solda dolaşması, o kişinin aptallığıni gösterir

• İnsan Hz. îsa olursa, elbette koşa koşa Hz. Meryem'in yanına gelir. Eğer insan şeklinde eşek ise, eşeklerin yanına varır.

• Bir kişinin yol arkadaşı sakî olursa, o kişi ayık olabilir mi? 0 içtikçe semirmez mi; gelişmez mi?

• Sana gizlice söyleyeyim; Gül neden gülüyor? Onun sevgilisi avucunun içindedir. Hep onu koklar durur da, ondan ötürü gülüp duruyor.

 

298. Diken Allah'a yalvardı da dikenlikten çıktı, gül oldu!

Mef'ülü, Fa'ilatü, Mefa'îlü, Fa'ilat
(c. II,871)

• Neşeli bahar geldi. Rahmetler saçmaya başladı. Süs çiçekleri Hz. Ali'nin Zülfikar'ı gibi parıl parıl parlamaya koyuldu.

• Yeryüzünün her zerresi, gökyüzünden gebe kalmıştı. Dokuz ay doldu da o yüzden hepsi de kararsız bir halde kıvranıp durmada.

• Nar çiçeği düğümlerle doldu. Kat kat oldu. Dere, rüzgarın yaptığı ufak dalgalarla zırhlara büründü. Ova menekşelerine kaplandı. Dağ, lalelerle süslendi.

• Çiçekler öpüşme zamanı geldi diye dudaklarını açtılar. Gülümsemeye başladılar. Selviler birbirleriyle kucaklaşmak için kollarını açtılar.

• Gökyüzü de yıldızlarla süslenmiş bir gül bahçesi gibi. Fakat o, gönül gül bahçesini görünce, yüzünü bulutlarla örttü ve gönülden çok utandı.

• Diken; "Ey halkın ayıplarını örten Allah" diye yalvarıp duruyordu. Duası kabul edildi de dikenlikten çıktı, gül oldu. Diken iken gül yanaklı, hoş kokulu bir dilber geldi.

•Kış mevsiminde ölenler tekrar dirildiler. Artık kıyameti inkar edenlere îtibar kalmadı.

• Allah'ın canlar bağışlayan lütfu yardım etti de "Bahçenin Ashab-ı Kehf'i"uykudan uyandılar.

 • Ölüyken dirilen ağaçlar, otlar, çiçekler! Siz, kış mevsiminde neredeydiniz?.Uykularında, rühların gittiği yerde değil miydiniz?

• Sizler, her gece duyguların uçup gittiği yerde, her gece rüyalarda görülüp seyredilen, varılıp beklenen yerdeydiniz.

 •Ay bile incelmiş, erimiş, tükenmiş, bitkin bir hale gelmişti. Artık ışığı kalmamıştı. 0 tarafa gitti de bedir haline geldi, dolunay oldu. Nurlar saçmaya başladı.

•  Şu görünen beş duygu ile görünmeyen beş duygu, her gece usanmış, yorulrnuş, melül, mahzün bir halde ayaklarını sürüyerek o aleme giderler de, seher vakti canlanmış olarak koşa koşa kalkar yine bu aleme gelirler.

 

299. Zaman terzisi, hayat gömleğini hiç kimsenin boyuna uygun dikmemiştir.

Mef'ulü, Fa'ilatü, Mefa'îlü, Fa'ilat 
(c. II, 869)

• Saman terzisi insanlara biçip diktiği, giydirdiği hayat gömleğini hiç kim-e, tam o kişinin boyuna uygun olarak biçip dikmemiştir.

"Şeyh Sa'dî merhum, bir beyitinde şöyle buyurmuş:

"Bu dünyada herkesin kendine göre bir derdi, bir mihneti vardır. Hiç kimseye mutlu olmak belgesi verilmemiştir."

•  Etrafına dikkatle bak da gör; şu dünyada binlerce ahmak, nefsanî arzularına uyarak, şehvete kapılarak, etek dolusu altını yani yaptığı ibadetlere,iyiliklere karşı kazandığı sevabı şeytana verip karşılığında vicdan azabı, dert keder satın almaktadır.

• Ey ölüyü "Benim canım!" diye seven, bağrına basan ahmak! Böylece senin ölüme mahkum, fanî bir güzele bağlanıp kalman, ilahî bir armağan olan ve bedeninde misafir olarak yaşayan canı da gönlü de soğutur, üzer.

• Manen Allah ile beraber bulunmaya çalış da fanî güzelleri, şeytan hayallerini şeytan nakışlarını bırak. Çünkü ecel gelince hiç bir murada eıişmeden onların hiç birine sahip olmadan, yapayalnız ölür gidersin.

• Rahatça yaşaman için yayılıp serpilmiş olan şu dünya döşeğine kurulup ayağını uzatma, çünkü döşek iğreltidir. Onu elinden alırlar, dürer kaldırırlar. Seni de mezara korlar. Bu hali düşün, kork!

• Sus artık, harfi, sözü bırak, gök kııbbesinin üstündeki meleklerin konuçtukları gibi sen de harfsiz, sözsüz konus!

 

300. Güzel yüzlü güller, dikenlere doğru gitmedeler.

Mefulü, Fa'ilal, Mefa'îlü. Fa-ilat 
(c. II, 870)

• Gözüm seğiriyor. Acaba sevgili mi geliyor? Yüreğim hızlı hızlı çarpıyor. Anlıyorum, gönlümü elemden alan gelmededir.

• Bu hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman'ın ordusundan, şu bülbül de gül bahçesinden uçup gelmedeler.

• Canına karşılık bir kadeh şarap satın al, yok eğer müflis isen canını değil, kendini sat gitsin! Çünkü alıcı geliyor.

• 0 bekleyiş kulağı, müjdeli haberler alıyor. 0 ağlayıp duran göz de sevgilinin yüzüne kavuşmada.

• Bağın, bahçenin perişanlığı geçti gitti. Güzel yüzlü güller dikenlere gitmedeler.

• Aşığın; "Eyvah!" diye söylenmesi, sızlanması boş yere değildir. îşte vuslat ordusu yola düşmüş de o "eyvah"lara çare bulmaya geliyor.

• Çekinme, açıkça söyle! Şu fani bedene ait istekler kaçtı gitti, çünkü Hakk'ın sıfatları gelmede.

• Ey bahçenin müflisleri, sonbahar yolunuzu kesmişti, varınızı, yoğunuzu almıştı. îlkbahar sultanı ihsanlarda bulunmak, elinizden çıkanları tekrar bağışlamak için yola düşmüş geliyor.

301. Bedenimizin bütün cüz'leri şu ten mezarına defnedilmiş ölü gibidir.

Mefulü, Fa'ilatü, Mefa'îlü, Fa'ilat
 (c. II, 862)

• Basîret burağına binerek aşk yoluna düşenler yani gönül gözlerini açarak yolculuğa çıkanlar, bulutsuz ve tozsuz olarak, o "Ay" yüzlü güzeli manen görürler.

• Şehvet tohumunu ateşe atanlar, yani şehevanî isteklerden, nefsanî arzulardan kurtulanlar, aşılması çok zor olan şu dünya tuzağından bir hamlede kurtulurlar.

• Şu sağır tabiat gürültüsünden geçerler, o tarafa giderler de, mana dostlarının meclisine varırlar, gül bahçelerinde yer edinirler.

• Yüzsüz, edepsiz, tabiat kullarının ayaklarını bağlarlar. Ruh padişahları bu mahallede onlara baş gösterir.

• Bedenimizin bütün cüz'leri, şu ten mezarına gömülmüş bir ölü gibidir. aşk süru üfürülse de, bu ölü dirilip mezarından baş kaldırsa...

• Senin şehvetin bakır gibidir. Ermişler aşk nüru ile bakır halindeki varlığını altın haline getirirler.

 

302. Bir ev göster ki, orada onun çerağı yanmamış olsun!

Mefülü, Fa'ilatü, Mefa'îlü, Fa'ilat 
(c. II, 861)

• Bu güzel yüzlü sevgilinin bize yapmadığı hiçbir iyilik kalmadı. Eğer onun keremi size böyle yapmadıysa, bizim suçumuz ne?

• "0 güzel bize cefa etti!" diye söylenip duruyorsun. îki dünyada da cefa etmeyen güzeli kim görmüştür?

• 0 şeker vermediyse, onun aşkı şeker değil mi? Eğer o vefa göstermediyse, onun güzelliği tamamıyla vefadır.

• Bir ev göster ki, orada onun çerağı yanmamış olsun. Bir sofa göster ki, yüzü orasını şenlendirmemiş olsun.

• Bu göz ile o çerağ ayrı ayn iki nurdur. Onun biri ötekine ulaşınca, böylece iki nür birleşince, kimse onları birbirinden ayıramaz.

• Ruh, sevgilinin güzelliğini seyre dalıp kendinden geçince dedi ki: "Allah'ın güzelliğini, Allah'tan başka kimse göremedi"

" Molla Camî hazretlerinin bir beytinin tercümesi olan şu meşhur beyit, bu konuyu açıklar:

"Kendi hüsnün hüblar şeklinde peyda eyledin 
Çeşm-i aşıktan dönüp sonra temaşa eyledin"

• Bu örneklerin her biri bir anlatış, mugalata, bir yanıltıştır. Yoksa Hakk'ın  (=Kuşluk vakti hakkı için) diye buyurması onun yüzünü kıskanmasından başka bir şey değildir.

 

303. Gönül, bahar mevsiminde çiçeklerle süslenmiş her dalı,
 gizli sevgiliden haber getiren bir dost olarak görür de, 
sevgili vuslatını arar, sevgiliye gider.

Mef'ulü, Fa'ilatü. Mefa'îlü, Fa'ilat
 (c. 11, 864)

• Bülbüle bak, gül bahçesine gidiyor. Allık da sevgilinin nar çiçeği gibi kırmızı olan yüzüne gitmede.

• Meyve tam olmuş da artık kendinden geçmiş, Mansür gibi darağacına asılmaya gidiyor.

• Çiçek açılmış, yapraklanmış, padişaha çiçekler saçmak için hazırlanmış. Çünkü padişah da bahar mevsiminde bağışlarda bulunmaya niyet etmiş. 

• Lale, gönlü dertle yanmış rahip gibi kanlı gözyaşları dökerek, dağların yolunu tutmuş.

• Diken tam dokuz ay gülden ayrı düştüğü için ağladı, feryat etti. Gül onun vefasını gördü de yola düştü. Dikene doğru hızlı hızlı gidiyor.

• Nergis bahçede sevgili ile görüşmekten buluşmaktan bahsedildiği için şaşırıp kalmış da bahçenin etrafını seyrediyor.

• Sanki bahar; " (=Allah alıcıdır) müjdesini duyduğu için, gül yola düşmüş alıcıya gidiyor

" Tevbe Süresî, 9/111. ayete İşaret var.

• Gül, gönlünün derinliklerinde Hakk'ın bu müjdesini bütün çiçeklerden daha fazla duydu da, gönlünü de, sarığını da attı. Herkesten daha çok koşmada, daha çabuk gitmede.

• Bahar mevsimi gelip de her şey yeniden canlanınca gönül, çiçeklerle süslenmiş her dalı gizli sevgiliden haber getiren bir dost olarak görür de, sevgilinin vuslatını arar, sevgiliye gider.

 

304. Ben, aşk yüzünden öyle bir yere vardım ki, aşk bile o yeri bilmez.

Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün
 (c. II, 905)

• Ben aşk yüzünden öyle bir yere vardım ki, aşk bile o yeri bilmez. Akıl ulaştığım o yeri görünce kendinden geçti, şaşırıp kaldı.

• Binlerce zulüm, binlerce sitem geldi, çattı. Fakat akıl, bunların hepsinden de beni kurtardı. Eğer akıl, aşkın ulaştığı yere bağlanıp kalırsa, söyle bakalım, bundan sonra beni kim kurtaracak?

• Ey gönül, yoksa sen sarhoş musun ki, gönlünü akla verdin, akla bağlanıp kaldın! Onun kendisinin bile oturacak, yerleşecek bir yeri yurdu yok, seni nereye oturtacak?

• Aklın meta'ı eserinden başka bir şey değildir. Aşk ise, canlar bağışlar. Aşk gezmeye çıkınca kendisine bakanlara canlar bağışlar.

• Binlerce canı, binlerce gönlü, binlerce aklı bir araya getirsen, birbirine bağlasan, dost etsen, aşk seninle beraber olmayınca, onların hiçbiri seni sevgilinin penceresine ulaştıramazlar.

• Sevgilinin yüzüne ancak onun saçlarının tuzağına düşersen kavuşabilirsin. Fakat yine de çalışmayı, çabalamayı bırakma, çünkü çalışıp çabalama seni yetiştirir, olgunlaştırır.

• Başının yastığı, Hakk'ın yardım eşiği olan kişinin uykusunun kuluyum, kölesiyim. Çünkü o, hiç de uykuya dalmaz, uyuyup kalmaz.

• Bir ceylanda arslan yüreği varsa, o binlerce ceylanı arslandan kurtarır.

.

305. Hiçbir can aşktan canını kurtaramaz!

Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa-îlün, Fa'îlün, 
(c. 11, 9Î8)

• Yeşillikler, bahçelere güzellik, parlaklık verip kara toprağın içinden çıkan çiçeklere, güllere çeşit çeşit renkler, hoş kokular bağışlayan yaratıcıya aşık¦ olan kişi de benim gibi bir aşıktır.

• Aşkın canına and olsun ki, yüzlerce burcun, yüzlerce kal'a bedeninin içinde bile olsa yine de hiç bir can, aşktan canını kurtaramaz.

• Arslan bile olsan, aşk arslanları avlar. Fil kadar kocaman bir gövden olsa, aşk gergedan olur, seni alt eder.

• Ondan kaçıp kurtulmak için derin bir kuyunun dibine insen, aşk kova gibi seni tutar, boynuna ipini geçirir, yukarı çeker alır.

• Sen kıl gibi incelsen, göze görünmemek istesen, aşk kılı kırk yarar. Kebap olsan, aşk şiş olur, seni evire çevire yakar, yandırır.

• Her ne kadar aşk erkeğin de kadının da aklını çeler, fıkrini elinden alırsa da, eminlik de aşktadır, adalet de ondandır.

 

306. Can balığını denizin bin kere kucaklamasınm ne önemi vardır?
 Balık suya kanar mı?

Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün,
 (c. II, 901)

• Ne olur sevgilim gelse, bir an için olsun beni okşasa da, bu yaşlı ağaç o babar yüzünden yeşerse, gülse.

• Sevgilinin güzel hayali yanıma gelse; "Nasılsın?" diye hatırımı sorsa da bu zayıf bedenim yeniden can bulsa, yeniden hayata kavuşsa ne olur?

• Ben onun büyüleyici bakışının oku ile yaralanmış bir avıyım. Ne olur, bana acıyarak yahut sevgi duyarak gelse de; "Ey benim yaralı avım!" diye seslense.

• Onun aşkının kararsızlığından ötürü, su üstüne düşmüş boş bir kase gibi çırpınıp duruyorum. Ne olur? Bir testi gibi ben de sevgilinin dudaklarına kavuşsam.

• Döktüğüm gözyaşları ile, şu kara toprağın kucağı la'llerle, incilerle doldu. Ne olur sevgili de bir kerecik olsun vuslat isteği ile kollarını açsa, beni bağrına bassa.

• "Bana neden şikayet ediyorsun?" dedi. Ben kollarımı binlerce defa açtım,seni kucakladım. Fakat can balığını denizin bin kere kucaklamasının ne önemi vardır? Hiç balık suya kanar mı?

• Gönlüm bana öfke ile bakarak diyor ki: "Artık sözü kısa kes, sözlerimdeki binlerce nükteden hiç olmazsa birini dinlesen ne olur?"

• Gönül ile aşk, Muhammed (s.a.v.) ile Hz. Ebubekir gibi beden mağarasının dostları. Mağara dostlarının canları bir olduğu halde adları ayrı olursa ne çıkar?

• Tatlı bir narın içindeki taneler bin olmuş, bir olmuş ne önemi var? Nar sıkılınca onlann hepsi bir olur ya, bu yüzden taneyi saymak ne işe yarar? Sayının değeri kalır mı?

 

307. Çok dua ettim çok niyazda bulundum,o kadar ki, 
bütün vücudum dua kesildi!

Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îliin,
,(c. II, 903)

• Sen beni istemesen de, gönlüm seni istiyor. Allah dilerse, sen de bir gün benimle barışırsın.

• Binlerce aşığın var. Hepsi de; "Acaba saadet ve devlet tahtına oturmak kime nasip olacak?" diye can ve gönülle seni aramadalar, seni istemedeler.

• Müflis ve yoksul bir aşığın senin aşkına tutulmasına halk şaşırıp duruyor. "Padişahların bile gıpta ettikleri, imrendikleri azîz bir varlığı, bir dilencinin istemekte ne hakkı var?" diyorlar.

• Fakat Allah'tan can isteyen bir ölüye şaşma, gönlünü suya kaptırmış olan bir susuza hayret etme.

• Bir körün göz nüru istemesine, bir esirin gözlerinden gurbet gözyaşları dökülmesine şaşma.

• Çok dua ettim, çok niyazda bulundum. 0 kadar ki, bütün vücudum, dua kesildi. Bu sebeple yüzümü gören benden dua istiyor.

• Selam verdim, saygı gösterdim, bana; "Nasılsın?" dedin. Kimya dileyen nasıl bakır olabilir?

• Resim, ressam nasıl isterse öyle olur. Üzüm, ezilmeden şarap olabilir mi?

 

308. Hamamcının güzelliğinin tesirleri

Fa'ilün, Fa'ilatün, Fa'ilün, Fa'ilün 
(c. II, 809)

• Ne tuhaf hamamcı, halvetten dışarı çıkınca, onun güzelliğini gören hamamdaki resimler bir bir ona secdeye kapanırlar.

" Bu gazelinde Mevlana güzelliğin tesirlerini kendine has mübalağalı hoş bir ifade ile anlatmaktadır. Kur'an-ı Kerîm'de Yusuf Suresinin 12/31 ayetinde geçen; Hz. Yusuf'un giizelliğinin etkisi ile Mısırlı kadınların ellerini doğramaları hadisesini hatırlarsak bu beyitleri daha iyi anlamışoluruz.

• Hamamda, duvarlarda bulunan donmuş, buz kesilmiş resimler, hiç bir şeyden haberleri yokken, hepsi de ölüyken, güzel hamamcının gözlerinin ışığı onlara vurunca, o cansız resimlerin hepsinin de gözleri bir nergis oldu.

• 0 resimlerin kulakları hamamcının kulakları yüzünden aşk hikayeleri duymaya, gözleri onun güzel gözlerinin tesiriyle görüş sahibi oldu, görmeye başladı.

• Sanki o resimlerin her biri güzellik şarabı içmiş, mest olmuş gibi neşeyle  oynamaya koyulmuşlardı.

• Daha şaşılacak şeyler oldu. Resimler dile geldiler. Hamamın içi onların sesleriyle, naralarıyla doldu. Onların hayhuylarından, onların gürültüsünden mahşer yerine döndü.

• Resimler birbirlerini kendi yanlarına çağırmaya başladılar. Bir resim bir köşede kahkaha ile gülüyor. 0 burada duvardan iniyor, ona doğru gidiyordu.

• Canlanan resimler, insanlar gibi güzel güzel konuşurlar, güzelliklerini gösterirler; meşhur olurlar, herkes onlardan bahsetmeye başlar. Böylece, şana ve şevkate kavuşurlar. Ama hiç bir resim hamamcıyı bulamaz.

• Hepsi de darmadağın olur. Hepsinin de önünde ve arkasında o vardır. Hepside canlar padişahını bilip tanımadan onun ordusunun bulunduğu yere kadar gelir.

• Cansız resimleri bu hale getiren güzelliğin gücü, akıl almaz işler yapar. Gül bahçesine benzeyen her gönül, onun yüzünün ışığı ile güllerle dolar. Her fakirin eteği onun cömert avucuyla altınlarla dolar.

• 0 minbere çıkınca, şarap kadehi taşar, meyhane haline gelir. Mezarlardaki ölüler bile mest olurlar. Her ağaç Hannane direği olur da ayrılıklardan şikayete başlar, ağlar, inler.

• 0 güzel varlık, gözden kaybolunca, resimler yine cansızlaşır, yine donarlar, buz kesilirler; gözleri görmez olur, kulakları sağırlaşır.

• Fakat o güzel tekrar yüzünü gösterirse, onların gözleri açılır. Bağlar, bahçeler kuşlarla dolar, çayırlar, çiçekler yeşerir.

• Haydi sen şimdi, gül bahçesine git de dostları seyret! Aşk masalları dinle! Bu anlatılanların arkasından can gelir. Görüp seyrettiklerini sana tabir eder,yorumlar.

• Ey dostum, apaçık görünen şeyler, nasıl söylenebilir? Nasıl anlatılabilir? Onu yazmak isteyen kalem, hokkaya batar, mürekkebe bulanır, ama bunları yazamaz.

309. Senin güzel yüzünü gören, artık gül bahçesine gitmez.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
(c. II, 787) 

• Yüzünün yaptığını, güneşin yüzündeki nür bile yapamaz. Aşkının ettiğini mahşerdeki karışıklıklar, kıyametler bile edemez.

• Senin güzel yüzünü gören artık gül bahçesine gitmez. Dudağının tadını bilen de kadehten bahsetmez.

" Neşatî merhum bir beytinde şöyle der:

"Bağa sensiz bakamam, çeşmime ateş görünür,
 Gül-i handanı değil, serv-i hıramanı bile."

(Sevgilim ben sen olmayınca bağa bakamam, Can güller gözüme ateş gibi görünür yalnız gül değil selviler bile.)

• Senin büklüm büklüm saçların gelince, misk artık kendi kokusunu ağzına almaz, senin nürun görününce, akıl bir daha yanlış adım atmaz.

• Yedi kat göğe sığmayan güzelliğinin parıltısı, aşkınla dertli, yaralı gönülden başka bir yere sığmaz.

• Harap olan gönülde, sonsuzluk hazinesi gömülü olduğu içindir ki, o hazineyi düşünen Hakk aşığının yüzü, altın gibi sararmaktadır.

• Ben bilmiyorum, sen söyle nedir o şey ki; güzelin bir bakışı ile gönül huzuru elde edilmesin?

• Ben o tevbeyi bozduran güzelden bahsetmemek için tevbe etmiştim. 0 güzelin saçının büklümünü gören bir daha tevbe edemez.

• Aşka verdiğim değer, benim anlayışımın, idrakimin değeridir. Aşkın değeri  bu değildir. Güzelim, incinin değerini ancak inci biçen bilir.

• Ya Rabbî! Gönül senden bir sabır, bir tahammül elde etmezse aşk ateşinin nasıl yakıp yandırdığı hikayesini aralık vermeden kıyamete kadar söyler.

 •Gölge varlığımızı, bedenimizi toprakla müsavî tutanın, toprağımızı yüzlerce Canla bir tutmaya gücü yetmez mi?

 

310. Yalnız dünya işleri için kendinizi harcamayın, 
ahireti de düşünün.

Fe'ilatün, Fe'ilatiin,, Fe'ilün 
(c. II, 802)

• Mısır'ın Yusuf'u geliyor. Hepiniz ona ikrar veriniz. Onun Mısır ülkesinin padişahı olduğunu kabul ediniz. Yüzlerce şeker kamışı gibi salına salına geliyor. Onu alın götürün!

• Canı aşka bırakın da hepiniz rüh olun, sonra aşktan renk alın da sadaka olarak gül bahçesine sunun.

• Rindler, dostlar, hepiniz bir renk olarak, ücretlerini alın da çarşıda harcayın.

• Kafirlere, şeriat şarabından bir kadeh verin de, onlarda küfürden de imandan da bir eser kalmasın.

• Aşk şarabından önce şu mest olmuş, yanıp yakılmışlara kadehi verin de,, onların gönüllerini hoş edin! Sonra da o uyanık, aklı başında olan hocaya verin.

• Akıl pusudadır. Sağa, sola bakmada, kusur aramadadır. Kusur arayan o ihtiyar yankesiciye büyük kadehle şarap sunun, sunun da kendinden geçsin, kusur aramasın!

• Ateş cinsinden olan şehvet, hiddet, şöhret gibi duyguları, aşıkların ateşine atın, yakın! Elinizde ne varsa, onları, o sırlar fitnesinin dünya sevgisinin başına verin, kurtulun!

• İlahî aşk şarabıyla mest olun, yıkılın kalın da, şu dünya işleri için kendinizi boş yere harcamayın! Sevginizi dünyadan da, ahiretten de alın, sadece aşk işine koyulun.

• Delilik ateşi, ilahî aşk ateşi, ayıplanmayı, kendini beğenmeyi tutuşturup yakınca, ele geçen bu lütfa, bu ihsana başınızı da verin, sarığınızı da!

• Evlerinizi bırakın, aşıklar topluluğuna girin. Elbiselerinizi satın, parasını meyhaneciye verin!

• Dünya malına karşı duyulan aşırı istek, aşırı özlem, bir örümcek gibi durmadan seni avlamak için ağ örmektedir. Bu sebeple süslü, kıymetli elbiseler giymek arzusunu, bedeni besleyecek nefis gıdaları, baş olmak, yüksek mevkîlere geçmek hırsını, hepsini aşk uğrunda feda edin de kurtulun!

 

311. Onlar, avuçlarına toprak alsalar altın olur.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
 (c. II, 775)

 • Aman, aklını başına al, şehirde iki üç yankesici var. Onlar ne yapıp yapıp bir  kolayını bulurlar, "ay"ın bile başından külahını kaparlar.

• Onlar, iki üç rinddir. Gönülleri uyanık, kendileri mesttir. Onlar, öyle kendilerinden geçmişlerdir ki, bir kavgayla, bir patırtıyla gökyüzünü bile döndürürler.

• Onlar, öyle sıkı ağızlıdırlar ki, baş vermedikçe sır vermezler. Sakîdirler, aşıklara şarap sunarlar ama, sundukları şarap, üzüm sıkılarak yapılan şarap değildir.

• Onlar, ruhun özlediği, aradığı gayb alemindeki eşsiz güzelin dostlarıdır. Onlar, o eşsiz gayb güzelinin gözleri gibi dalmışlar, hastalanmışlardır.

• Kendileri bir şekle, bir sürete bürünmüşlerdir. Ama, şekillere düşmandırlar. Onlar bu dünyada yaşadıkları halde, iki dünyadan da bezmiş, usanmışlardır.

• Güneş gibi bütün gün görüş bağışlarlar, insanlara görme kabiliyeti verirler. Ay gibi, yıldızlar gibi bütün gece gezerler, dolaşırlar.

• Avuçlarına toprak alsalar, o toprak altın olur. Gece arpa ekerler, fakat gündüz buğday biçerler.

• Öyle güzellerdir ki, onlar olmadıkça gönül meyve vermez. Öyle başkandırlar ki, ne başları vardır, ne de sarıkları.

• Adam ol da git onların hizmetinde bulun! Çünkü onlar gerçekten adamdırlar. Onlardan başkaları insan şekline girmiş kurtlardır, insan yiyicidirler.

• Her ne kadar ağız sözle dolu ise de, yeter, fazla söyleme; çünkü ağızdan çıkan harf de, nefes de bizden değillerdir, bize yabancıdırlar.

 

312. Biz aşk ateşi ile yanıp yakılmadaki ma'nevî lezzeti bulmuşuz.

Fe'ilatün, Fe'ilatiü,, Fe'ilün 
(c. II, 785)

 

• Biz ne şarap kadehi elinde bulunan varlıklı, tanınmış kişilerdeniz, ne de sadece bir keçisi olan zavallı müflislerdeniz.

• Biz aşk ateşi ile yanıp yakılmadaki manevî lezzeti bulduğumuz için ab-ı hayatı bırakmışız da, ateş peşinde koşanlardınız.

• Biz, herhangi bir evin penceresinden içeri "ay" gibi ışığımızı düşürürsek, o evdeki gece huyluların hepsi de kapının yolunu tutarlar. Yani biz, hangi gönle manen girersek, o gönüldeki kötülükler, hoşa gitmez hayaller kaçar giderler, o gönül huzura kavuşur.

• Feleğin şarap kadehlerini kırdığı ümitsiz kişiler, yüzümüzü görünce yeni baştan zevke, yeni baştan neşeye dalarlar.

• Kapıyı kapayınız, şarap sununuz! Senin aşkınla benizleri solmuş, sararmış aşıkların kırmızı şarabı içme zamanı geldi.

• Hakk aşıkları, bir elleriyle halis iman şarabı içerler, öbür elleri ile de kafirin perçemini tutarlar.

" Bu beyitte, yaşlı bir şeyh olduğu halde savaştan çekinmeyen, Moğollar'la savaşa giren ve şehit olan Mevlana'nın babasının şeyhi Necmeddin Kübra hazretleri kastedilmektedir Nefehat mütercimi merhum Lami'î Çelebi, Mevlana'nın bu beytini manzum olarak şöyle tercüme etmiş:

"Bir elden nüş idüp îman şarabın Bir elde perçem-i kafır tutarlar." (Nefahatü'l-Üns Tercemesi, s. 480.)

• Nerede bir çark dönüyorsa, onu döndüren su, biziz. Nerede bir buhurdan tütüyorsa, onun içinde yanan öd ağacı, biziz.

• Şu mavi perdenin arkasında ay yüzlü bir güzel var. Gök kubbesinde bulunan bütün yıldızlar, onun yüzünün nürundan nür alırlar, süslenirler.

 

313. Aşk, bazen gökyüzünde kapılar açar.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 
(c. II, 822)

 • Aşk, şimdi merhamete geldi. Bize acıyor, bu gün bize, canlar canı can olmadadır.

• Ma'rifet güneşinin ışıkları içinde titreyip duran her zerre Gayb Alemi'ni biliyor.

• Aşk, kimya yapan, bakırı altın eden bir kimyadır. Hatta şu toprağı bile manalar hazine haline getiriyor.

• Aşk, bazen gökyüzünde kapılar açıyor, bazen aklı merdiven ediyor.

• Bazen şarap gibi neşe meclisi kuruyor. Bazen deniz gibi inciler saçıyor.

• Aşık; "Lenteranî" (=Beni göremezsin!) sesini duysa bile yine ümitsiz olmaz, dostun aşkına güvenir.

• Aşk görülmemiş armağanlar getirmiştir. 0 armağanları kabiliyetli kişilere dağıtır, durur.

• Aşk, bu ağıza ne tattırmıştır ki, lezzetinden dilsizliğe özenir de susar?

 

314. 0 padişahlar padişahı ne yaparsa güzel yapar.

Fa'ilatün, Fa'ilatün,
(c. II, 820)

• 0 padişahlar padişahı ne yaparsa güzel yapar. Nasıl ki, incir ağacı hep incir verir, başka meyve vermez!

"İbrahim Hakkı hazretleri;
 Hep işleri faiktir,
 Birbirine layıktır, 
 Neylerse muvafıktır.
 Mevla görelim neyler,
 Neylerse güzel eyler.

Deme şu niçin şöyle! 
Yerindedir ol öyle! 
Bak sonunu seyreyle! 
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler."

diye yazmıştır. (Dîvan-ı Ibrahim Hakkı, s. 192.)

• 0, her nerede iki zıddı evlendirmek isterse, onları sütle şekerin birleşmesi gibi çeyizler, evlendirir.

" Yemeklere tat veren tuz, klor ile sodyumdan ibarettir. Bunların her ikisi zehirdir."

• Onun nefesi ile ab-ı hayat kaynağı akar, o talkın verince ölü dirilir.

• Allah, her kuluna tek başına bir dünya bağışlar. îki alemde bunu yapan kimdir?

" Her insan tek başına bir dünyadır. Hz. Ali;"Sen kendini küçük bir varlık zannediyorsun, sende büyıik bir alem var." diye buyurmuş. Bugün ilim ispat etti ki, her insanda bulunan hücrelerin sayısı, trilyonları buluyor, dünyanın nüfusu daha on milyarı bulmadı.

• Kuyu dibinde onun adını ansan, zikretsen, kuyu dibi göklerin en yüksek yeri haline gelir.

• Eğer bir kafir, onun aşkından bahsederse, onun küfrünü, bütün dinin nüru yapar.

• Bütün dikenleri nesrin gülü haline getirmek için, dünyanın dikenini aşıkların yoluna koymuştur.

• Sen bilmiyor musun? Kim onun kuşu olursa, pek mutlu olur da altın yumurtalar yumurtlar.

• Artık susayım da, bundan sonra gizli dua edeyim, fakat, padişah "Amin" derse, dua nasıl olur da gizli kalır?

 

315. Hz. Ali ile Hz. Ömer birbirleriyle uzlaşınca 
rafızînin parmağı ağzında kaldı.

Fa'ilatün, Pa'ilatün, Pa'ilat 
(c. II, 810)

• Yine süt ile şekeri karıştırdılar. Aşıkları da birbirleriyle bir araya getirdiler.

• Gece ile gündüzü ortadan kaldırdılar, güneşi, ay ile birbirine karıştırdılar.

• Ma'şukların rengi ile aşıkların rengini, altınla gümüşü birbirine karıştırdıkları gibi kanştırdılar.

• Hakk'ın ebedî baharı geldi. Kuru dallarla yaş dalları birbirlerine karıştırdılar.

• Hz. Ali ile Hz. Ömer birbirleriyle uzlaşınca rafızînin parmağı ağzında kaldı.

"Rafızî; Hz. Muhammed'den sonra Hz. Ali'yi halife tanıyıp; Hz. Ebubekir, Hz. Omer ve Hz. Osman'ın halifeliğini kabul etmeyen Şiilere Sünnîler tarafından verilen ad. Bu beyitte Hz. Mevlana, Sünnîlerle Alevîlerin beraberce kardeş gibi yaşayacaklarına işaret buyuruyor.

• Hem bayram gibi Kadir gecesi belirdi, göründü. Hem de melek ile insanı birbirine kattılar.

• Onlara birbirlerinin dillerini öğrettiler. Bu ikisi de (melek-şeytan) birbirinden nefret ettikleri halde, onları birbirine kattılar, insan bedeninde beraber yaşıyorlar.

• Birbirine zıt olanı, hayır ile şer ve kuru ile yaş gibi birbirine kattılar.

• Ben ağzımı kapadım, geri kalanını, sen söyle, çünkü bu bakışı o bakışla bir-leştirdiler.

"Mithat Beharî merhum; 
"'Bu bakış'la, Hz. Mevlana'nın bakışını; o bakış'la da Hz. Muhammed'i kast diyor, doğrusunu Allah bilir.

 

316. însanlar, şu var gibi görünen, aslında yok olan dünyadan azar azar gidiyorlar.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 
(c. II, 819)

• îlahî aşk şarabını seven, mest olmuş Hakk aşıkları azar azar geliyorlar.

• Gönül alanlar yola düşmüşler, nazlı nazlı geliyorlar. Gül yüzlüler de gül bahçesinden çıkmışlar, geliyorlar.

• Şu hem var gibi görünen, hem de aslında yok olan dünyadan insanlar, fani varlıklar azar azar gidiyorlar. Rüh aleminden de azar azar ebedî olan vaılıklar, ruhlar geliyorlar.

• Hepsinin etekleri altınlarla dolu, tıpkı maden gibi. Eli dar olanlara vermeye geliyorlar.

• Yaralı zayıf, aşk yaylağında semirmiş, şişmanlamış bir halde geliyorlar.

• Tertemizlerin canları, güneş ışığı gibi cennetlerden yüce olan mana gıü bahçesinden geliyorlar.

 

317. Gökyüzünü aşıkların ahlarının dumanları kurmuştur.

Fa'ilatiin, Fa'ilatün, Fa'ilat
 (c. II, 826)

• Ya Rabbî! Aşıklardan hoşnut ol, aşıkların sonları iyi olsun!

• Aşıklar, senin güzel yüzünle bayram etsinler, canları aşk ateşinde öd a gibi yansın, yakılsın.

• Kim; "Aşktan halas olsun, kurtulsun" diye yalvarırsa, dilerim o dua göklere yükselmesin, kabul edilmesin.

• Görmez misin? Ay bile aşık olmuş, içine aşk ateşi düşmüş de, sessizce, yalnız başına göklerde dolaşıp durmada. 0, aşk yolunda bir zaman ziyan eder, erir, incelir. Aşk yolundaki ziyan, ne mutlu bir ziyandır. Aslında o ziyanın hepsi kardır. Çünkü, eriyen, zayıflayan "ay", zamanı gelince bedir halinde dolunay olarak karşımıza çıkar.

• Aşık olmayanlar, ölümden korkarlar. Ömürlerinin uzaması için yalvarırlar. Mühlet isterler. Aşıklar ise; "Hayır, hayır!" derler. Sevgiliye kavuşacakları için "Ey ölüm, çabuk ol, gel!" diye niyazda bulunurlar.

• Aslında gökyüzünü, aşıkların "ah"larının dumanları kurmuştur. Bu dumanın sahibine; "Aferin, çok yaşa!" de!

 

318. Hakk'ın kahrında lütuflar gizlidir.

Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat 
(c. II, 821)

• Bir insanın gülmesi, Cenab-ı Hakk'ın o kula lütfünu, ihsanını anlatmada, hikaye etmektedir. Bir insanın ağlaması, feryat etmesi de Hakk'ın kahrından bir şikayettir.

• Dünyada birbirine zıt olan, aykırı olan bu iki haberin de, hal dilleri ile bir sevgiliden geldiklerini rivayet ederler.

Aziz Hüdaî hazretleri;

"Hoştur bana senden gelen, Ya gonca veyahut diken! Lütfun da hoş kahrın da hoş" diye yazmıştır.

• Hakk'tan gelen lutuf, gaflette olan kişiyi öyle şaşırtır ki, o Hakk'ın kahrını düşünmemek cinayetini işler de daima güleceğini zanneder.

• Ötekine gelen kahır da ona ümitsizlik verir. 0 zavallı ye'se kapılır, bunalıma girer. 0 kahrın arkasındaki lütfu düşünemez.

" Aslında kahırda ilahî bir lütuf gizlidir. Mevlana Dîvan-ı Kebîr'nin başka bir yerinde:

"Gamdan, kahırdan daha tatlı, daha mübarek bir şey olamaz. Bunun karşılığı sonsuzdur. diye buyurmuştur. (Dîvan-ı Kebîr, c. VI, s. 265) Mevlana Mesnevî'de. de bu konuya bir çok , kere temas etmiştir. (Bkz. Mevlana, Hayatı, Şahsiyeti, Fikirleri, Ötüken yay., s. 270) Bır Mesnevî beytinde; 
"Paha biçilmez akîk pislik içinde gizlendiği gibi, Hakk'ın kahrı içinde lütuf gizlenmiştır.  (Mesnevî, c. V, no. 1665) Başka bir Mesnevî beytinde de;

"Onun hoş olmayan tecellîsi canıma hoş gelir. Gönlümü inciten, kıran sevgiliye canım" feda olsun." (Mesnevî, c. I, no. 1771) diye buyurmaktadır.

• Aşk, esirgeyen bir şefaatçidir. Ikisini de görür, gözetir, korur.

• Allah'ım, bu aşkı bize lütfettiğin için sana şükürler olsun. Biliyorum ki, senin kahrında bize sonsuz lütuflar var.

• Şükürde kusurumuz olsa bile aşk nankörlüğe bile bakmaz. Onu bile hoş görür.

• Bu aşk, ya kevserdir, ya ab-ı hayat; ömre sonsuzluk vermede, insanı ölümsüz etmededir.

• Aşk, Allah ile insan arasında bir peygamber gibidir. îkisinin arasında gelir gider, birbirinden haberler getirir götürür.

• Yeter artık sus, bunu ayet ayet okuma, zaten ayeti de aşk tefsir eder.

 

319. Herkes ayıptan, hatadan kurtulma peşinde;herkes bir hünerin avcısı.

Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
 (c. II, 801)

• Burada bir zevk var, bir işret var; bu fırsatı kaçırmayın! Sizin tali'iniz varmış; devlet, mutluluk ayağınıza gelmiş. Devletin başını kaşıyın; ona saygılı davranın, onu rahat ettirin!

• Bu sütle siz şeker gibi karışın, bir gönüllü olun, çünkü her ikiniz de naziksiniz, güzelsiniz, değerlisiniz.

• Tarlalarda kalmış döküntü başakları, daneleri toplamak adamlık mıdır? Böyle yapmayın; siz yüzlerce harmanın, yüzlerce anbarın sahibisiniz.

• Onun güle, reyhana benzeyen eteğine yapışın, siz bu gül bahçesinde beslenmiş, onun hoş kokuları ile karışmışsınız.

• Şu dünyada, bir çok renk gördünüz, şekil gördünüz, bir çok resimler, bir çok heykeller seyrettiniz. Onların hepsi de cansız, hepsi de yaşamıyor. Peki neden bütün dünya güzellerine ay gibi nurlar saçan sevgilimizi de böyle sanırsınız?

• Siz evinin yolunu bilmez değilsiniz, çünkü siz vuslatın oğlusunuz! Siz bu pazar yerindensiniz! Kalp ve geçer akçeyi anlamaz değilsiniz!

• Siz ilk yaratılışınız da melekten doğmuş bir melektiniz. Bugün neden böyle dilenci gibi sızlanıp duruyorsunuz?

• Herkes ayıptan, hatadan kurtulma peşinde! Herkes bir hünerin avcısı olmuştur. Siz can meclisinde bulunduğunuz halde, aklınız başınızda kalmışsa, baştan başa ayıpsınız, baştan başa hatasınız!

 

320. Aşıklar meydanda ama, sevgili meydanda yok!

Fa'ilatün, Fa'ilfitiin, Fa'ilat
 (c. II, 824)

• Aşıklar meydanda dolaşıyorlar ama, sevgili meydanda yok. Bütün dünyada böyle acaip bir aşkı kim görmüştür?

• Gayb Alemi'nin sevgilisi eteğini çekmeden, bize naz etmeden önce, gönül binlerce mihnetlere, binlerce belalara uğradı, çileler çekti.

• Onun gül bahçesinden bir gül koparmadan önce, göğsüme yüz binlerce diken battı.

• Gönül ondan ancak cefa gördü, fakat yine de ondan vefa umduğu için, onun cefalarından ürkmedi, kaçmadı.

• Gönül ondan gelen elemi keremlerden, cefayı da vefalardan üstün tuttu.

• Sevgilinin dikeni bütün güllerden daha hoştur. Kilidi de yüzlerce anahtar¦ dan daha güzeldir.

• Onun cevri, mutluluk topunu, devlet topunu kapmıştır. Onun kahrındaki zehirden şeker kamışları bitmiştir.

• Onun aşığı reddetmesi, istememesi, başkalarının istememesinden daha iyidir. La'l de, inci de onun taşına uymuştur.

• Tatlı yemekler, yağlı yemekler hoşa giderler, sofralarda hoş görünürler.t Fakat onlar fazla değil, bir gece senin içinde kalınca iğrenç pislik olurlar¦

" Tarihî şu fıkra Hz. Mevlana'nın bu beytini açıkladığı için sayın okuyucularımdan özür dileyerek almadan geçemedim. Harun Reşid bir gün Behlül-i Dana'ya; "Sen neden yalnız yaşamayı tercih ediyorsun. insanlar içine karışmıyorsun?" diye sormuş. Behlül-i Dana da; "Müsade eder misiniz, bir danışayım da geleyim." demiş ve helaya girmiş azıcık bekledikten sonra gelmiş. Harun Reşid'e demiş ki: "Pislikler bana dediler ki, 'Aklını başına al. sakın insanların içine girme, bizler çok nefıs yemeklerdik, hoş renkli, hoş kokulu, tatlı meyvelerdik; insanların içine girdik de bu hale geldik.'"

• Aklını başına al da, sen tatlıyı da, yağlıyı da aşkın sofrasından ye, aşkla gıdalan da gönlünün kanadı çıksın, uçmaya gücün olsun!

• Bunlan bir tarafı bırak da düşün ki, ana karnındaki çocuk, ab-ı hayatı anasının kanından emmededir.

• Feleğin dümdüz ettiği, selvi gibi uzattığı o boyu, posu, sonunda yine felek, yay gibi büker, iki kat eder.

• Fakat aşkın verdiği boy pos uzar gider, arşı da geçer.

• Hayır, sus, sırları bilen her yerde hazır ve nazırdır. "Biz ona şah damarından daha yakınız."diye buyurmuştur.

 "Biz ona yakın olan şah damarından da yakınız." şeklindeki Kaf Suresi, 50/16. ayete işaret var.