171. Hakîkatte senin gördüğün ben değilim, ben bir hayalden, bir gölge varlıktan ibaretim!

Mef'ulü, Mefa'îlü, Mefa'îlii, Fe'ülün
 (c. 1,331)

•Ordulara, gösterişe, hükümdarlık bayrağına hevesi olmayan o padişahın yüzünden deli divane oldum. Deli aklını kaybetmiş bir kişi olduğu için adetten de, suçlardan da sorumlu değildir. Artık onun işlediği suçlar amel defterine yazılmaz.

•Ben o padişahın yüzünden yalnız aklımı kaybetmedim, kendimi de kaybettim. Bu sebepledir ki, sen uzaktan; beni gezen, yürüyen, giden normal bir kişı arak görüyorsun ama, hakîkatte senin gördüğün ben, ben değilim; ben bir hayalden, bir gölge varlıktan ibaretim! Daha doğrusu ben yoğum, yokluktan başka bir şey değilim!

• Ey aşık, aklını başına al da beri gel, yok ol! Çünkü yokluk can madenidir. Fakat senin bildiğin gamdan, gussadan başka birşey olmayan şu dünya hayatındaki can gibi can değil! 0 başka türlü bir candır.

• Gel ey Hakk aşıkı gel de ben bensiz, sen de sensiz olarak şu aşk ırmağına dalalım da yok olalım! Yokluk mertebesine ulaşalım. Çünkü bu korulukta yani yeryüzünde, dünyada; kandan, zulümden, haksızlıklardan, kötülüklerden başka birşey yoktur.

• Korkma! Bu aşk ırmağı insanı kucaklar, bağrına basar, derinliklerine alır, batırır ama öldürmez. Çünkü o ab-ı hayattan ibarettir. Allah'ın lutfundan, kereminden başka bir şey değildir.

 

172. Alemde bir zerre var mıdır ki, senin güzel vasıflarının hayranı olmasın.

MefS'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fe'ilün
 (c.I, 480)

• Sen nasıl bir incisin ki, kimsenin avucunda senin değerini karşılayacak, ödeyecek birşey yoktur, bulunamaz. Zaten dünyada yaşayan her insanın, her varlığın avucunda senin lütfun, ihsanın olmayan ne vardır?

• Her an lütfunun, ihsanının karşılığı olarak gönlümü, canımı bastığın topraklara saçmak isterim. Senin ayağının toprağı olmayan cana yazıklar olsun!

• Dünyada görülen çeşitli hadiselerin, olayların dalgaları arasında çırpınıp duran kimse, sana bildik, dost değilse; başka hiçbir bildikle o olayların etkisinden kurtulamaz.

• Allah'ım kader gereği bana verdiğin ızdıraplardan, yaralardan kaçmam, onlardan şikayet etmem! Çünkü seni seviyorum. Senin sevgi ateşinle yanmayan gönül soğuktur, hamdır.

•Yok olmayan bir gönlün yüzü mekana, fanî dünyaya dönmüştür. Bu yüzdendir ki sen böyle bir gönüle; "Mekansızlık aleminden git! Burası senin yerin değildir!" diyerek onu o makamdan sürer, çıkarırsın.

•Senin güzel vasıflannın da, senin vasıflarını öğenlerin de hesabı yoktur! Şu inatta bir zerre var mıdır ki senin güzel vasıflarının hayranı olmasın?

•Eğer senden başkasını ümit edersem, ümitsizliğe düşeyim. Eğer varlığım senin için değilse, o varlık yıkılsın, harap olsun.

 

173. Yarinden ayrı düşen dosta ağlayınız!

Mefa'îlün, Fe'Olün, Mefa'îlün, Pe'uliin 
(c.I, 329)

•Geliniz, geliniz gül bahçesinde güller açtı. Geliniz, geliniz müjdeler olsun sevgili geldi.

•Bütün canla, cihanla birlikte neşeleniniz, oynayınız! Hoş kılıcını çeken her tarafı ısıtan güneşe teslim olun, kendinizi ona bırakm!

•Kendini güzel sanan çirkine gülünüz, alay ediniz! Ama sevgilisinden ayrı düşen dosta da ağlayımz!

•Divane aşk delisi, yine zincirinden kurtuldu, zincirini kırdı diye bütün şehri heyecan ve korku kapladı.

•Bu ne gündür? Nasıl heyecanlı gündür? Bu bir kıyamet günü müdür? acaba, herkesin amellerinin defterleri ufüklardan mı uçuşarak geliyor?

•Haydi davulları çalınız! Başka hiç bir şey söylemeyiniz! Şu anda ne gönlün, de aklın yeri vardır. Hatta can da kendinden geçmiştir.

 

174. Cihanın her cüz'ü, bu dünyada gördüğümüz her şeyi 
yaratanın kudretinin, yaratma gücünün birer belgesidir.

Mef'ulü, Mefa'îlii, Mefa'îlii, Fe'uliin
 (c.I, 332)

• İçinden durmadan hep çeng sesleri, müzik sesleri gelen bu ev nasıl bir evdir? Kimin evidir? Bu evde kim oturur? Bunu siz sahibinden sorunuz.

• Eğer bu ev Kabe ise put gibi güzel olan dilberin burada ne işi var? Kabe'de put bulunur mu? Eğer bu ev ateşe tapanların mabedi ise, nasıl olur da Allah'ın nüru orada parlayıp durur?

• Haberiniz yok, bu evde öyle gizli bir hazine var ki, o hazine dünyaya da, ahirete de sığmaz. Aslında bu ev de, ev sahibi de hepsi hepsi birer bahaneden ibarettir. Yalnız o vardır o!

 Mevlana bir ruba'îsinde şöyle buyurur: 

"Bağda binlerce ay yüzlü güzeller, güller misk kokulu menekşeler var, dereler içinde akıp giden sular var. Bütün bunların hepsi birer bahanedir. Aslında yalnız 0 var. Yalnız 0 var!"

• Bu evin sahibi şu gökyüzünün sahibidir. Zühre'ye, Ay'a benzer. Aslında bu o aşk evidir. Ne ucu vardır; ne de bucağı!

• Can senin yüzünü ayna gibi içine düşürmüş, gönlüne nakşetmiştir. Gönül de senin güzel kokulu saçlarına tarak olmuş saçlarına baş aşağı dalmıştır.

 Bir halk şairi:

"Yapsalar kemiğim tarak! Yar zülfünün tellerine!" diye bulunmuş.

• Bu evde bulunanların hepsi de sarhoş! Bu yüzden kapıdan kimin geldiğinden, kimin içeri girdiğinden kimsenin haberi bile yok!

• Bir bakıma da bu ev can evidir. Can nerede ise orada ne aşağı vardır, ne yukarı, ne altı yön, ne de orta!..

•Cihanın her cüzü cihanın sahibinden birer nişanedir, birer belgedir. Bizim gibi nürlu olan yüzümüz de o belgeyi lütfeden, bağışlayan bir belgedir.

175. Kime gül bahçesinin kokusu gelirse, o gül bahçesine gidinceye kadar oturmaz.

Fe'ilatiin, Fe'iiatiin, Fe'ilatün, Fe'ilün 
(c. 1,413)

•Ben dostu araştırmadan yorulduın, oturdum, kaldım. Ama bu çırpınıp duran gönül yorulmadı, oturmadı. Herkes gitti, oturdu, kaldı. Ama bir an için olsun o oturmadı.

•Bir işe kalkan kişi sonunda işini bitirir, oturur. îş, arzusu yerine gelmeyen kişinin işidir.

•Allah'ım; senin yarattığın taşlar, kayalar, dağlar, tepeler gibi cansız sandığımız aslında canlı olan varlıkların tesbihlerini duyan kişi, noksan sıfatlardan münezzeh olan Hakk'ın hareminin perdesine götürülmedikçe oturamaz. 

•Senin perişan saçlarının hoş bir şekilde dalgalandığını gören kişinin gönlünden geçen karışık düşünceler, ebedî olarak yatışmaz. 

•Senin rüyada gülen güzel dudaklarının hayalini gören kişinin uykusu kaçar ama, gülen dudaklarının hayali kıyamete kadar aklından çıkmaz. 

•Kime gül bahçesinin kokusu gelirse o güle oynaya gül bahçesine gidinceye kadar, dinlenmek bilmez; oturamaz.

 

176. Acaba böyle bir bayramı yıllar boyunca kim görınüştür?

Mefa-îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün 
(c.I, 341)

• Gel, gel ki, senin gelişin bugün bize bir bayram günü oldu. Bugün neşemiz arttıkça artacak.

• Sevin, el çırp da de ki: "Bugün neşe günüdür, zevk günüdür. Zaten güzel bir gün gelişinden, başlangıcından belli olur.

• Biz bugün çok mutluyuz, bu dünyada bizim sevgilimiz gibi güzel, eşsiz bir varlık kimdir? Böyle bir güzel bulunur mu? îşte bugün, benzeri olmayan o sevgili, o dost bizimle beraber olduğu için günümüz bayram günü oldu. Acaba böyle bir bayramı yüzyıllar boyu kim görmüştür?

• O'nun gelmesi ile yeryüzü de, gökyüzü de güzelleşti, tatlılaştı, şekerlerle doldu. Göklerden şekerler yağıyor, yerlerden şekerler bitiyor.

• İnciler saçan o dalganın sesi geldi. Dünya dalgalarla doldu. Fakat bizim dalgalanan, inciler saçan denizimiz gizlidir, baş gözü ile görülemez.

• Bugün gönlümüzün sultanı Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz tekrar miraçdan teşrif buyurdular. Hz. îsa da bugünün şerefine dördüncü kat gökten yere indi, bize ulaştı.

• Onun ayak bastığı bü şehirde basılmayan her altın, kalptır. Bu mecliste Hakk aşıklarına can kadehi ile sunulmayan her şarap, bozulmuştur, pistir.

• Bu meclis öyle hoş bir meclistir ki burada baht sakîlik eder. Bu meclisde bulunan Hakk dostları kimlerdir; biliyor musunuz? Cüneyd-i Bağdadî, Bayezîd-i Bestamî.

 

177. Dünyada hasta olmayan kimse yok, aşk hekimi nerede?

Mefa'îlün, Mefa'îliin, Fe'ulün (, 351)

• Dermansız derdin hekimi nerededir? Kimdir? Sonu olmayan yolda bizleıe arkadaşlık edecektir.

Hz. Mevlana'nın bu beyti bendenize, Fuzülî merhumun şu ruba'îsini hatırlattı:

"Her dil ki esîr-i gam-ı hicran olmaz! 
Şayeste-i zevk-i vasl-ı canan olmaz! 
Her dert ki var, var derman-ı velî,
Bî dertlerin derdine derman olmaz!"

•Eğer dermansız derdin hekimi akıl ise delilik ne oluyor? Yok eğer can ise canan ne oluyor?

•Ölümsüz olarak dünyayı aydınlatan, fakat ne küfür, ne de iman olmayan ışık nerededir?

•Lamekansızlık denizi incilerle dolu. Fakat onların içinde insanlık incisi olan kimdir?

•Dünyanın hiç bir cüz'ünde, hiç bir yerinde hasta olmayan kimse yok.Herkes hasta, peki aşk hekiminin muayenehanesi nerede?

 

178. Şu dünyada başa gelen bela, gizli bir incidir!

MefS'îlün, Mefa'îlun, Fe'Olün
 (c.I, 357)

•O kerem kaynağı bize av olduğu için, bize her an on binlerce armağan var!

•Biz sevgilinin aşk damına çıkmak istersek, o bize zorluk çıkarmak şöyle dursun, isteğimizden memnun kalır da, bize altından, gümüşten merdivenler lutfeder.

•Bu dünyada başa gelen bela gizli bir inci gibidir. Hatta bizce inci değil bir sinedir, ama yabancılara, Hakk aşığı olmayanlara, yılan gibi görünür.

• Sen bizi yoksul sanarak karşımızda gümüş hazineni sayıp dökmeğe kalkışma! Bizim altınımız da, gümüşümüz de sayısızdır, hesaba gelmez.

• Vezir Pervane, bizim varlığımızı kabul etmese gam yeme! Padişahın elinde bizde bulunanın yüzlerce misli var.

 

179. Toprak üstüne o sevgilinin adını yazsak, toprağın her parçası hüri olur!

Mef'Olü, Mefa'ilün, Fe'ulün 
(c.I, 364)

• Sevgilinin hayali bizimle beraber oldukça, ömrümüz boyunca onun yarattığı güzellikleri hayranlıkla seyrederiz.

• Dostla buluştuğumuz zaman, vallahi evimizin küçük bir odası bize ova gibi geniş göriinür.

• Gönlümüzün istediği olunca, diken bile binlerce hurmadan daha iyidir.

• Onun yüzünün güzelliği aksedince, dağlar, ovalar ipek gibi, atlas gibi olurlar.

• Esen rüzgardan onun hoş kokusunu sorunca, burnumuza gül kokusu, kulağımıza çeng sesleri, ney sesleri gelir.

• Toprak üstüne o sevgilinin adını yazsak, toprağın her parçası bir hüri olur, yeryüzü cennet halini alır.

 

180. Sevgili sizi sizsiz olarak çağırıyor.

MefS'îlün, MefS'îlün,
(c.I, 343)

• Yol arkadaşlarından ayrılmak doğru değildir. Karanlık gecede eline fener aImadan, ışıksız yola düşmek uygun olmaz!

•Padişahlık saltanatı gördükten sonra dilencilik etmeğe kalkışmak doğru olmaz!

• Sevgili sizi sizsiz çağırıyor. Bu sebeple size "sizle beraber olmak" uygun düşmez!

 "Ben"siz, "sen"siz, "biz"siz, "siz"siz olmak üstün bir merhaledir. Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebtr'ın başka bir yerinde aynen şöyle buyurur: 

"Gel de ben bensiz sen de sensiz olarak şu aşk ırmağına dalalım. Yokluk mertebesine ulaşalım. Çünkü bu korulukta, yani yeryüzünde zulümden, haksızlıklardan başka birşey yoktur!" (c. I, nr. 331)

• Madem ki Allah lütfetti, dünyaya gök sofrası geldi. Bundan sonra gıdasız kalmak, yoksulluğa düşmek olmaz!

 • Canların kurban edildiği bu mutfakta şerefsiz insanlar gibi ekmek çalmak,acınacak bir haldir.

•  0 yol kesen hırsa ve tama'a söyle, hile yapmaya kalkışmak, kötü görünüşe bürünmek doğru değildir!

•  Ayağın olmasa sana kanat verirler. Kanatsız havalanıp uçmak mümkün değildir!

•  Kanat bulursan Hakk'ın tuzağına doğru uç! Çünkü onun tuzağından kurtuluş akıl kan değildir!


181. însana aşktan başka ne akraba vardır, ne de baba!

Mef'ulii, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ulün 
(c.I, 333)

• Kimin gönlünde aşktan eser yoksa, onun üstüne bir bulut çek! Çünkü o ay'a düşmandır. Gönül aydınlığından kaçar.

"Bir sînede kim nar-ı muhabbet eseri yok;
Zulmette ol nur-ı Huda'dan haberi yok!"

(Bir gönülde aşk ve muhabbet ateşi yoksa, o kişi karanlıklarda. Allah'ın nürundan haberi yoktur.)

• Aşk bahçesinde yetişmeyen ağaç kupkuru bir ağaçtır. Onun ne yaprağı vardır, ne de meyvesi. Fakat aşk bahçesinde yetişen meyveli, yapraklı ağacın gölgesinde bulunmayan değerli bir kişi de, değerini kaybeder, hor ve hakîr bir kişi olur.

• Bir kişi çok değerli, eşsiz bir inci gibi olsa, aşktan haberi yoksa ondan uzaklaş! Çünkü dünyada insana aşktan başka ne akraba vardır, ne de baba!..

• Aşıkların mezhebinde hergün aşk derdinden daha beter bir hale gelmeyen kişi, ölüm hastalığına tutulmuştur.

• Kimin yüzünde aşktan bir eser, bir nür görürsen, gerçek olarak şunu bil ki, o bildiğin, tanıdığın insanların cinsinden değildir.

 

182. Bu mest oluş, bu kendinden geçiş, bu aşk nereden geliyor?

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ülün
 (c. I, 337)

• Gözünü kapadın, yani "Uyku vakti geldi!" demek istedin. Her kaba giren, her kabın şeklini alan kimseye uyku yoktur.

• Sen de bilirsin ki biz o kadar fazla bekleyemeyiz. Fakat, senin mest olmuş gözlerin acele ediyor.

• Sen durmadan bana cefa et, keder ver, gam ver! Senin bütün cefaların lutuftur, zevktir, neşedir! Hata et, senin hatan doğrudur, sevaptır!

• Şarap sunan sakînin gözü su gibi olan şarabın kılıcı ile nice başlar aldı. birçok insanları mest etti, kendinden geçirdi.

• Bu işe şaşanlardan birisi der ki: "Bu mest oluş, bu kendinden geçiş sakînin gözlerinin güzelliğinden, onun aşkından oluyor." Birisi de der ki: "Hayır, bu iş şarabın ma'rifeti; şarap içmeseydi mest olmazdı."

• Şarap nedir? Sakî nedir? Hakk'dan başka birşey yok.! Ne şarap var, ne de sakî! Bu mest oluş, bu kendinden geçiş, bu aşk hangi kapıdan geliyor; Allah bilir!

 

183. Kendinle dost olma da, kimle dost olursan ol!

Mefa-îliin, Mefa'îlün, Fe'uliin 
(c.I, 342)

• Ben vefasız değilim! Kıyamete kadar benim sevgilim budur. Benim işim gücüm de mest olmaktır,ne harap olmaktır.

• Bende ne akıl kaldı, ne fikir kaldı, ne de gönül! Bunların hepsi de elden cıktı. Ben ne yapabilirim; hiç! Bütün bunlar o güzel yüzün işi, onun tesiri.

• Gül sevgilinin yüzünü gördü de; "Ey bülbül!" dedi: "Ne ötüp duruyorsun? neyi arıyorsun? Beni mi arıyorsun? Galiba sen bir hayale kapıldın? Ben de yoğum, gül bahçesi de yok. Ancak 0 var. O'nun güzel yüzü var!"

• Güzeller gayb aleminin kuşlarının gölgeleri oldukları için sevgilim, sen de gayb alemine git, işte kuş buradadır.

• Sevgili dudağını açınca, güzel güzel konuşunca bütün canlar: "Her hastanın canına şifa, derdine derman bu hoş sözlerdir." dediler.

• Aşk hastaları aşkın elinden bir kadeh can şarabı içtiler de, hepsi de çok iyi anladılar ki asıl meyhaneci aşktır; başkası değil!

• Yüsufu kardeşleri pazarda satıyorlar diye bir haber geldi. îyi ama pazar burada ise Yüsuf nerede?

• Alemin malına mülküne bir çarem var. Çalışarak onları elde edebilirim. Fakat ben dinime de gönlüme de çare bulamıyorum.

• Sen kendinle, kendi nefsinle dost olma da, kiminle dost olursan ol! Aklını başına al da sen kendinden, kendi nefsinden kaç kurtul! Senin asıl korkunç düşmanın onlardır.

 

184. Allah'a hamdolsun ki, haçın ve mihrabın hüküm sürdüğü şu daracık yerden 
onun aşkı ile sıçradık kurtulduk.

Mefa'îlün, Mefa'îliin, Fe'Hlün 
(c.I, 355)


• Ey gönül! Bu beden evinde bazen eğri hareket ediyorsun, bazen de doğru! Bu davramşların bizi rahatsız ediyor. Ey gönül; çık dışarı! Bu evi terket! Bu ev, bizim evimizdir.

• Ey gönül! Sen rüzgar gibisin. Bazan sıcak esiyorsun, bazan da soğuk. Sen ötelere git, orada ne yaz var, ne de kış!

• Sen benim gizli kalmamı istiyorsun. Halbuki ben gündüz gibiyim. Gündüz gizlenemez ki, o hep meydandadır.

• Sen su emîrisin. Elbette ırmak senin emrindedir. Ona hükmün geçer. Ama can ırmağa sığmaz. Çünkü can deniz gibidir.

•Senin kuş gibi kanatların var. Kolu kanadı olan mert kişilerin korkusu olur mu? Korkma; kanatlarını aç, göklere, ötelere yüksel!

•Ey mekansızlık güneşi, doğ! Herşey, her varlık, zerre zerre Ülker yıldızı gibi .parlamadadır.

•Allah'a hamdolsun ki biz, haçın ve mihrabın hüküm sürdüğü şu daracık dünyadan onun aşkı ile sıçradık, kurtulduk.

 

185. Senin uğruna canımı vereyim de halk, sevgi nasıl olurmuş görsün!

Mefa'îlün, Mefa'îliin, Fe'nlün 
(c.I, 358)

• 0 hoş, o tatlı varlık, o eşsiz güzel nasıldır? Yüzümüzün gözümüzün nuru ne haIdedir?

• Acaba o güzellik pazarının meşhuru, güzelliği dillere destan olan o sevgili  ne haldedir? Yüzünün güzelliğinden gül bahçelerine renk ve koku veren varlık nasıldır?

• Gönlüm onun aşkı yüzünden yaslara bürünmüştür. Acaba onun gönlünde bana karşı bir sevgi var mıdır?

• Geçenlerde lütfetti de bana: "Sevgilim!" diye seslendi. Acaba o sevgili bu sevdiğinden uzak düştüğü için ne haldedir?

• Görünüşte kendisine gönül veren kullarını okşamada, hatırlarını sormadadır. acaba bu okşayış, bu soruş gönülden mi geliyor? Yoksa sözde mi kalıyor?

• Aşıkların hekimine lütfen bir daha sorun! Aşıkları hasta eden o nergis göz nasıl olmuş?..

• Sevgilim, seni bir kere olsun göreyim de, senin uğruna canımı vereyim,  sana kurban olayım da, halk, sevgi nasıl olurmuş görsün!..

• Sana karşı duyduğum sevginin anlatılması kelimelere, söze sığmaz.  Böylece söze son yok ama, sadece aşktan bahsediş nasıl olurmuş, onu göstermek istedim.

 

186. Gördüğün her zerreden dilsiz, dudaksız haber var, haber var!

Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ülün 
(c.I, 356)

• Sevgilim! Sen çok güzelsin, güzelliğine diyecek yok! Güzelliğin anlatılamaz ki! Ben de aşığım, derdim de aşk, hastalığım da aşk.

• Senin güzel yüzünden başka bir yüze aşık olmak haramdır, haramdır haram!

• Herşey fanî, herşey gelip geçici. Fakat senin vahdet (=birlik) sofran daimîdir, daimîdir, daimî!

• "Dünyada senden başka birisi var mı?" diye göziimü ovuşturup bakıyorum. Senden başka kim var? Senden başka kim var? Senden başka kim var?

• Onu görmeye tahammül edemeyeceğin için dünya senin yüzüne örttüğün bir perdedir. Bir örtiidür, bir örtüdür, bir örtüdür!

• Her an aşkın dilinden bize bir selam var, bir selam var, bir selam var!

• Gördüğün her şeyden, her zerreden dilsiz, dudaksız haber var, haber var, haber var!

 

187. Aşk ırmağına dalmışsın, gizli bir diken seni yaralıyor.

Mefa'îliin. Mefa'îlıln Mefa-îlün, Mefa'îltin,
(c.I, 347)

• Yaşayışın rahatı, huzuru o güzelle beraber bulunmadadır. Ondan ayrı düşersen, o güzel rahatı da, huzuru da alır götürür. Sen de rahattan ve huzurdan ayrı düşersin.

• Senin sevgin eteğimi tutmuş da bana diyor ki: "Benim bu sevgim, o sevgilinin sevgisinden; aslmda bu sevgi benim sevgim değil, gerçek sevgilinin sevgisidir." Sana bu sevgiyi lütfettiği için ona şükret! 

• Yeni yeni ateşlere düşen, yanan yakılan benim, artık o eski dostlarla ne alış verîrişim var? Gönlüm de sevgilinin canı gibi kararsız bir halde feryat edip duruyor.

Hafız Şirazî hazretleri şöyle buyurur: 

"Bilmiyorum benim bu hasta gönlümde kim var? Ben susuyorum. 0 feryat edip duruyor."

• Can aşktan kendisinin de yaralı olduğunu, gönlüne diken battığını bilmez de sevdiği halde seni hırpalar, yaralar, onu hoş gör! Çünkü o da bir aşk hastasıdır.

• Sen aşk ırmağına dalmışsm, orada bulunan, kendisini göstermeyen gizli bir diken seni yaralamaktadır.

• Sen o dikenden kaç, güle git, gül bahçesine git! Gül de, gül bahçesi de Tebrizli Şems'in gönlündedir. Çünkü Tebrizli Şems baştanbaşa bir bahardır.

 

188. Aslında kendinden, kendi varhğından haber veren de kendisi!

Mefulü, Mefa'îliin, Fe'dlün
 (c.I, 369)

• Haberiniz var mı? Sizin şehrinizde çok güzel bir dilber var! Akıl da onun yüzünden kararsız, gönül de!...

• Herkese kendi kabiliyetine göre ondan manevî bir nasib var. Her insan ondan ruhanî bir zevk duymada. Her bahçeye baharı gönderen 0, çiçekleri gülleri açtıran 0, bülbülleri terennüm ettiren O!

• O'nun yüzünden her tarafta bir feryat var! Rüzgar da onun yüzünden esip durmada, O'nun yüzünden her yolda bir toz bulutu yükseliyor.

• O'ndan her kulakta hoş sesler var! Müzik var, ney onun yüzünden inliyor, rebab onun yüzünden ağlıyor. Her gözde ondan, O'nun yarattıklanndan bir ibret var, hayranlık var, şaşkınlık var!

• Ey hayatlannı kazanmak için uğraşan, didinen insanlar! Biraz da ruhlarınızın ihtiyacı için didinin, uğraşın! Bizim burada büyük bir işimiz, büyük bir vazifemiz var! Yarattıklarına bakarak yaratıcıyı düşünelim, ötemize geçirerek onu gönlümüzde arayalım!

• Bir dost benim kimsesiz kalışıma acıdı da, gizlice kulağıma dedi ki: "Haberin yok mu? Burada gizlenmiş bir güzel sevgili var! O'nu arasana!"

 Mevlana: "Burada gizlenmiş birisi var. Kendini yalnız zannetme!" (Dîvdn-ı Kebîr, c. I, nr. 188) diye buyurmuştur.

• O'nun bu müjdesinden, bu haber verişinden anlaşılıyor ki burada benim gibi zayıf gönüllü bir aşık var!

• Aslında o kendisinden elçi olarak gelmiş; kendinden, kendisinin varlığından haber veren de kendisi. 0 padişahın adeti bu! Hem kendini göstermez, hem kendinden haber verir.

 

189. Bütün canlar senin sıfatlarına gark olmuşlardır.

Mefülü, Mefa'îliin, Fe'uliin
 (c.I, 368)

•  Şeker gibi tatlı sözlerinizden mi bahsedeyim; ab-ı hayat kaynağının hikayesine mi dalayım?

•  Tatlılığına, güzelliğine güvenme! Sızlanmadan, şikayet etmeden Halil gibi kendini aşk ateşine at, yan ki o dertlerden, belalardan seni kurtarsın!

• Aklın yüzlerce kadir gecesi gördü. Yüzlerce bayram gördü. Senin beratın aşk ile kesildi. Sen aşk ile yaşayacaksın.

• Bu hususta zatına yemin edemiyomm da, güzel, latîf gölgene yemin ediyorum.

• Diyorum ki, bütün canlar senin sıfatlarına gark olup gitmişlerdir, onlar senin zatına nasıl erişebilirler?

• Günahlarından arındırmak için seni ırmak gibi akıttı, secdelere kapandırdı.

• Seni imtihan etmek için, her cihetten bir bela verdi de; seni cihetsizlik yönüne çekmek istedi.

• "Susayım, artık konuşmayayım." dedin ama, susamadın, konuşmaya devam ettin. Senin bu haline aşk bile gülüyor.

 

190. Sevgilim, bana yüzünü göster ki, ben gül bahçesi seyretmek istiyorum!

Mefülü, Pa'ilat, Mefa'îlü, Fa'ilat
 (c.I, 441)

• Sevgili bana yüzünü göster ki, ben bağ görmek, gül bahçesi seyretmek istiyorum. Dudaklannı aç konuş, sözler söyle, ben bol bol şekerler, ballar istiyorum!

• Ey güzellik güneşi! Bir an için olsun bulut altından çık, görün! 0 parıl parıl parlayan, nürlar saçan yüzü görmek istiyom!

• Sen nazlandın da; "Beni bundan fazla üzme, incitme, bırak git!" dedin. 0;"Bundan fazla üzme, incitme!" demen yok mu; işte, o sözü istiyorum!

• "Git, padişah evde değil!" dedin, beni kovdun ya; ben kapıcının o nazını, o sert davranışını istiyorum.

• Herkeste onun güzelliğinden kırıntılar var. Fakat ben o güzellik madenini, o güzellik hazinesini istiyorom!

• Hz. Yakup misali vah yazıklar olsun, deyip duruyorum. Böylece ben Yüsuf-ı Ken'an'ımın güzel yüzünü istiyomm.

• Allah'a yemin ederim ki, şehir sensiz bana bir hapishane oluyor. Başıboş dağlara çıkmak, ovalara düşmek istiyorum!

• Canım Firavun'dan da usandı, onun zulmünden de... Artık ben îmran oğlu Müsa'nın yüzündeki nüru istiyorum!

• Dün, şeyh eline bir fener almış, şehrin etrafında dönüp duruyor; "Şeytandan, devden usandım, bıktım. Ben insan istiyorom, insan!" diyordu.

• Etrafta bulunanlar; "Biz de çok aradık, bulunmuyor!" dediler. Şeyh dedi kı: "0 bulunmuyor dediğiniz var ya, işte ben onu istiyorum!"

• Gözlerden gizli, fakat bütün gözler ve görüşler hep onun, hep 0 yaratmış, hep O'ndan meydana gelmiş. tşte ben o olan gizli san'atı müşahede etmek istiyorum!

•Zaten iş işten geçti. Her istekten, her tama'dan kurtuldum. Ben artık varlıktan, mekan aleminden ,dört unsurun ayak izlerini istiyomm! .

•Kulağım iman kıssasını duydu da mest oldu, kendinden geçti. îmanın güzel zü nerede? Ben onu görmek istiyom.

•Rebab diyor ki: "Beklemekten öldüm, güzel rebab çalan Osman'ın elini kucağını, yayını istiyorum!"

•Ben de, bir aşk rebabıyım. Aşkım da rebabın rebabcıya duyduğu aşka bennziyor. Ben de Rabbinün lütuf yayını, ihsan mızrabını istiyorum.